bölüm-2 kapak
Başa dön        Önceki Bölüm          Sonraki Bölüm


BÖLÜM-2 KONU İNDEKSİ
Eğitsel ve felsefi Mektuplar-1 Eğitsel ve felsefi Mektuplar-2 Kendisine yazdığı mektuplar Eğitim üzerine Milliyetçilik ve Atatürkçülük üzerine Sanat üzerine Mut sevgisi-rölyef üzerine Sevgi üzerine
Kurumsal Yazışmalar Şehircilik üzerine Dost mektupları-1 Dost mektupları-2 Dost mektupları-3 Özlü sözleri Şiirleri Eserleri



KURUMSAL YAZIŞMALAR

İÇEL SANAT KULÜBÜ ÜZERİNE
BİR ÖZ ELEŞTİRİ
Organize öğretilere otuz yılını vermiş birisiyim.
Kars lisesinden başlayarak, Düziçi, İvriz, Mersin, Osmaniye, Adana'da devletin koymuş olduğu eğitim programlarına içten inanarak öğretmen olarak çalıştım. İyi öğretmen olmak için çaba verdim. İyisi olamadım ama popüler, en geniş çizgisinde, resim iş derslerini gençliğe ulaştırdığımı sanıyorum.
    Şimdileri daha iyi anlıyorum ki, organize eğitim çok çok önemli bir ayrıntıyı hep atlamış. Kamu için oluşturulmuş bu kurumlar, kamuyu atlayarak, onu dışlayarak yürümüşler. Yürümeğe devam ederek bağnaz tutumlarını sürdürüyorlar.
    Bireydeki yaratıcı gücün, nükleer yapısından habersiz, şablon insanlar yetiştirmeyi sürdürüyorlar
    Bindokuzyüzyirmi'ler sonrasındaki insanımızın olağanüstü çabalarla nasıl bütünleştiklerini, halk evlerinin nasıl çalıştıklarını, nasıl savcı, kaymakam, öğretmen, ayakkabı boyacısı, berber, tüccar, kol kola iç içe sahnelere çıkıp, müsahip zadeden eserler oynadıklarını, imtiyazsız sınıfsız nasıl evrensel yaşamın temellerini attıklarını unutmuş gözüküyorlar.
Bu melonkolik düşüncelerin ezgisi altında yorgun, bezgin, yürüken bir Fazıl Tütüner çıkıyor, İçel Sanat Kulübünü çekirdek olarak seçiyor. Çağdaş olmuş bir halkevi modelini maddi ve manevi binbir yorgunluğuna karşın ortaya koyuyor, insanımıza bir umut penceresini açıyor. "Mustafa Kemal'in Kağnısı yolda kalmaz" dedirtiyor.
    İçel Sanat Kulübünün aylık yayın organını gözlerim yaşararak okudum. Bir avuç isimsiz kahramanın, insanımıza neden çaplı hizmetler verebileceğinin kanıtlarını derinden duyumsadım. Sizleri kutluyorum, bugün daha mutluyum.
E. Aydın, 5Mayıs1993
İÇEL SANAT KULÜBÜ BAŞKANLIĞINA
    Cumartesi günü için bir çağrınızı aldım. İlginize sevindim.
    İçel Sanat Kulübü, bir avuç özverili, öncü kişinin çabası ile kuruldu, az zamanda büyük mesafeler alındı. 
    Aslında bu bir Sanat Kulübü değil, bir Kültür Kulübü niteliğinde çalışıyor. Doğrusu da bu olmalıdır.
Güzel olan hemen hemen herşeyi düşünmüşsünüz, bir kısımlarını da uygulamaya koymuşsunuz. Artı zaman kullanımındaki maharet ve becerileriniz ne kadar övülse azdır. Ancak artı zaman kullanımı, ölçüleri hep rampada tutar. Bir an için düzlüğe ulaşmak ve soluklanmak için de programlar üretmeliyiz. Kendi içinde kendi kendine zincirleme gelişen programlar.
Siz mümeyyizlerin örnek çalışmaları artık kulübün duvarlarını çoktan aşmış durumda. Sade Türk insanının öz benine doğru yürüdüğünüzün bilincindesiniz. Siz has bir  mayayı örneklersiniz, bir rota eriyik camı soğumaya bırakırsanız, kendi modelini tekrar ederek adi cam olur, ama eriyiğin içine bir küçük kristal parçası atarsanız bütün pota kristal olmaya programlanmış olur. Buraya kadar yazılanları bir sıra methiyeler gibi alır hafifserseniz, işte o zaman başlattığınız emsalsiz olayın yüceltisine gölge düşürmüş olursunuz.
    Biliyorsunuz, artı zaman, yanal ve gerçekçi yaşamsal çizgilerle sınırlıdır. Çok özlendiği halde uygulama boşluklarına açıktır.
Bu nedenle kayılım beklentilerle ters düşebilir. Yine bundan neden, çok seranomi yerine öz ve oturmaya yatkın olanlarını prensipler haline getirmek gerekir. Hatırımda kaldığına göre bir kitap kampanyası balatılmıştı, bende bir kaç kitapla katkıda bulunmuştum. Kısa bir süre sonra İçel Sanat Kulübünün, Bölgede çok zengin bir kitaplığa kavuşağı umudunu yaşamıştım. Dahası okul kitaplarına kadar inen bir organizasyonun, düşük gelirli ailelere bir nebze soluk vereceğinin mutluluğunu da hayal etmiştim. İçel  Sanat Kulübünün yardım organıda bağış güncel tutabilse, sanıyorum Mersin 'liler kampanyayı sevecektir. Artı zamanla ilişkin, okullarda ödüllü ve amaçlı kompozisyon yarışmaları konur ve sonuçlar radyo eşliğinde ilgi alanına getirilebilir. Bir Karacaoğlan resim yarışması Taşeli kapsamında amatörler arasında ödüllü olarak konabilir. Ödül için endişeniz olmasın, hepimiz katılabiliriz.
    Bugünün aile yapısında geceler bir düze alışkılar ve katılaşmış yaşanmayan boşluklarla doludur. Onu da devreye sokmanın zamanı gelmiştir. Asıl büyük özlü ve tabana paralel faaliyetler ortaya çıkacak, kendi otomatizmini kazanacak, öncülüğünüz daha da bir yücelti kazanacaktır. Konu, insana giden yollar olunca o kadar çeşitlilik kazanacak ki, düşlerken bile heyecan duyuyorum, neden olmasın diyorum?
    Eğer gecelerin kullanımı siz soy çekirdek dostlar tarafından onay görürse, ben gücümün yettiğince bir avan proje hazırlamayı size sunmayı çok önemli bir görev sayarım. Saygılar, sevgiler.
E. Aydın, 1Ekim1993
İÇEL SANAT KLÜBÜ OLGUSU ÜZERİNE
"Dünyada ilerleyen kişiler, kollarını sıvayıp istedikleri ortamı arayan, bulamayınca da yaratan kişilerdir."
İnceleyebildiğim eski tarih kaynaklarına göre (Frank Lörimer, Novard, W.W. Barhoel, Julius Nemeleh, A. Samovic) Türkçeye çevirilmiştir.
    Türkler özgür, atılgan, kurucu, araştırıcı, doğayla barışık, bireye saygılı, sosyal yapıyı gözeten, utkuda, kıvançta, kederde birlik, ilk dinleri olan şamanizmin ışığında, islamiyetin zorba baskısı altında bile, hep laik inanca saygılı, hiçbir zaman şeridinde tutucu radikal olmamış, üstün bir yapıya karektere sahiptir. Barış günlerinde ise,  tarlasında, çiftinde, çıbığında, sürüsünün başında, işbirliğini, imeceyi seven, üleşmeden haz alan, hayal kurabilen, hayale kapılmayan, sakin, inançlı, uyumlu, uysal, edilgen ve yaratıcı, savaşlarda kahraman, ölümden korkmaz bir kimliğe sahiptir.
    Çadırdan aşiretten imparatorluğa, imparatorluktan cumhuriyete geçebilecek kadar uygardır.  Cumhuriyet gibi bir erdemin vazgeçilmez koşullarını büyük bir dinamizmle yaratan bir gizil güçtür Türk insanı.
    1920'lerde bu coğrafyada doğdum. Tanığı olduğum zaman şeridi içinde, fakir, yoksul, cahil bırakılmış insanımızın olağanüstü çabalarla nasıl bütünleştiklerini, halk mekteplerini halkevlerini, gece mekteplerini, yeni latin abc'sini nazıl özümsediklerini, ezanın Türkçe okunuşunu çoşkuyla dinlediklerini gördüm, yaşadım.
    Öğretmen, savcı, subay, sucu, sütçü, terzi, berber, kasap, ayakkabıcının kolkola horon teptiklerini, halay çektiklerini, Molyer'den, Müsahipzade 'den eserler sahnelediklerini, halkın günlerce seyrettiğini gördüm, imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış insanların utkusunu büyük çoşkuyla izledim.
    On sene önce ılık bir bahar gününde, Tevfik Sırrı Gür Lisesi önünde istasyona doğru giderken, dost ve utkulu bir melodinin anaforuna kapıldım:
Çıktık açık alınla on yılda her savaştan
Onyılda onbeş milyon genç yarattık her yaştan
Başta bütün dünyanın saydığı başkomutan
Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan
Türküz, cumhuriyetin göksümüz tunç siperi
Türke durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri.
Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız
Türküz, bütün başlardan üstün olan başlarız
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız
Çizerek kanımızla özyurdun haritasını
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını
Bütünledik heryönden istiklal kavgasını
Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını
Örnektir milletlere açtığımız yeni iz
İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir ülkeyiz
Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz
Tersine dönse dünya, yolumuzdan dönmeyiz.
(Faruk NafizBehçet Kemal, 1933)
   
    Yolların kalbi vardır derler, tınılar beni İçel Sanat Klübü'ne getirmişti. Yıllar önce yitirdiğimizi sandığım kültür pınarı halkevlerimiz, çağdaş bir bürüncekle burdaydı.
    Her yaştan güzel yüzlü gönül insanlarımız, çocukluktan tanıdığım isimsiz kahramanlar, özveri içinde, uzamzamanda bir kesit olmuşlar, marş söylüyor, horon tepiyor, halay çekiyorlardı.
    Yaşanan zamanın umut kırıcı basıncından bin umuda kapılar açılmıştı. Koşuluyordu. Bu uzamlarda, mutlu ve güzel geleceğe açık, insanımıza yakışır sayısız mutlar, umutlar sergileniyordu.
    Sanatın kültürün her dalında, müzik, resim, opera, bale, dinletiler, söyleşiler, paneller, konferanslar, sanat sokağı çoşku günleri, sahne oyunları, çevre ve yurtiçiyuırtdışı gezileri, programları aşan bir gizil güçle sürdürülüyordu. Dahası, bu bir geçmiş zaman özlemi ve rüyası değildi.
    Başlık tümcesini tekrar alırsak anlam tümlenmiş olacak. Dünyada ilerleyen kişiler, kollarını sıvayıp istedikleri ortamı arayan, bulamayınca da yaratan kişilerdir.
E. Aydın
SAYIN FAZIL TÜTÜNER
    İçel Sanat Kulübü, bana göre benzeri bulunmayan bir kuruluştur. Orda, o kadar geleceğin insanına dönük, üstün insan duyumları sergileniyor ki, akıp giden zamanda yerini yitirmesin istiyorum.
    Biliyorsunuz, insanoğlu milyon kere milyon yılların belleğini taşıyarak bu  çizgiye ulaştı. Yazısız dönemlerin kültürü, yazılı dönemleri bilim kayıtları, şu garip yalnız dünyamızda tek tutunacağımız dalımızdır. Bu sorumluluğun bilinciyle sizlere bu yazıyı yazma cesaretini gösterdim. Ben hiçbir zaman kendimde bir değer aramadım ve de bulmam da.. Tek özelliğim, doğaçlama, bazen de hayali olabilen alternatif fikirler üretirim. Çoğunlukla "uygulanabilirlik" güvencem ve cesaret nedenim olur. Beni böylece anlarsan sevinirim.
     Kuruluşumuzun bir üye kartoteks kütüğü olmalıdır
     İlk bilgileri üye niçin bu kuruluşu seçtiğini, neler katabileceğini ve detayları vermelidir.
     Karteksleri değerlendirecek, gelecek zamanlara kusursuz ve tahrifatsız aktarabilmek için, seçimler üstü, iki kişilik onur kurulu liyakatı, edimleriyle sabit değerlerden oluşmalı, ölüm veya önemli bir nedenle boşalan yerlerine, faal yönetim kurulu birini önermelidir.
    Onur kurulu bir disiplin kurulu olmadığı için özgürdür. Onur kurulu, İçel sanat Kulübü adına üyelerin yaptığı kalıcı ve geleceğe örtüşen çalışmalarını kartekse işlemelidir. Yine bu karteks kayıtları seçilmişlerin, yani faal yönetim kurulunun elinden uzak tutulmalıdır.
    Böylece kulübümüzün gelecek güzel günlere aktarılacak bir belleği oluşacak. Kanıma göre bu bellek ve bilince, İçel Sanat Kulübü layıktır. O sadece keder ve kıvancın ılıman soluğu değil, gelecek insanımızın yaşamsal sıvısıdır.
    Akşam yemeğinde sayın Kodallı ile oturmuştum, zaman ilerledikçe büyüdüm, büyüdüm, zodyaklara ulaştım, sonra gözümü aşağılarda gezdirdim, sizler, bizler, hepimiz orada o atmosfer içinde idik, gülüyor konuşuyorduk. Zaman yine akıyordu ama pırıl pırıl, dolu dolu ve de birlikteliğin, o kapsamı anlatılamaz mutlu atmosferinde yüzüyorduk.
    Yine benim kanıma göre, kıymetler görüldükçe, yerlerine ulaştırıldıkça insan büyür, insanlık ve bizler büyürüz.
Siz liderliğin geniş kapsamlı yoğun uğraşları içinde bu detayları atlayabilirsiniz. İşte ben bu nedenle devreye girdim.
    12Ocak bu dahinin, bu bulunmaz zatın doğum günü idi, bir çağrı aldığıma göre bir yemek veya jübile yapamadığımızın üzgüsü içindeyim.
    Karteksin gerekliliği adına sanırım çokça konuştum, halbuki yapılmasını düşündüğüm daha çok ham fikirlerim vardı.
    Birinci sayfanın birinci adayını ben size sunuyorum, değerlendirilirse sevinirim. Öperim
E. Aydın, 18Şubat1996
SAYIN FAZIL TÜTÜNER
    İnsanlar yaradılıştan yüksek amaçlar için programlanmıştır. Doğuştan her birey iyidir, asildir, saygı duyulacak sonsuz gen taşırlar.
    Ancak özgürlük ortamında gelişebilirler.
    Sanılırki sonsuz özgürlük anarşidir. Halbuki anarşi, baskının karşıtında oluşur, aslında istenen şey değildir. Özgürlük bireylerde özben'i güçlendirir. Özben ise, sen, ben, biz, siz düşüncesini kavrar. Böylece toplum şuuru oluşur. Bu şuur empatiyi getirir (kendini karşındakinin yerine koymak).  İşte ezeli terazi çalışmağa başladı. Tartıda çok az kusurlar olacaktır. Ona da tolerans denir.
    Bizler genelde sindirilmiş bir toplumuz. Düşündüğümüzle söylediğimiz kusurun izlerini taşır.
    İçel Sanat Kulübü kısmen arınabilenlerin yan yana gelişlerini vurgular. Bu seçkin potansiyeli sezen Fazıl Tütüner, zamanın nabzını duyabilen, uyumlu, ılımlı, yön verici gücünü ortaya koydu. Öznel gereksinimlerini bir kenara iterek koperasyon şuurunu değerlendirdi. Bugünki İçel Sanat Kulübü yakalanmış nabzın tiktaklarıyla birleşik şuurun kazanılmasının doyumsuz ve ulaşılamaz yüceltisidir.
    Mersin insanı size minnettardır. Yeni yılınızı candan kutlar sevgiler saygılar sunarım.
    Çam sakızı çoban armağanı örneği şu küçük hediyemi lütfen bir duvarınıza asmağı düşünürseniz sevinirim.
E. Aydın
FAZIL BEY,
    Bütün yaratılmışlar için geçerli bir sözcük vardır: Nostalji.
    Nedendir bilmem ama bu sözcüğü çok severim. Sözlükler kapasiteleri ölçüsünde açıklama yaparlar. Yine de bireyler göre bir anlamı içinde saklı kalır. Bana göre bu sözcük, geçmişi bugünün vereleri ışığında tekrar incelemek sorgulamaktır. Buna neden gereksinim duyarız sorusuna gelince, sanıyorum, yaşanan günde bir eksik taraf buluruz, kendimizi birşeyleri kaybetmekte gibi duyarız. Onun için eski hesapları tekrar gözden geçirmenin gereksinimi öne gelir. Bütün canlı cansız dediğimiz varlıklar bu duygudan soyutlanamaz. Bir nirengilerdeki ağaç, bir kaya parçası, özlüce yaşanmış bir zaman kesiti, hemen herşey, bu sözcüğün denetimine ister istemez girer.
    Yine sanıyorumki, İçel Sanat Kulübü gibi soylu kuruluşlar da bu sentezin ışığında yol almaktadır. Yine bundan neden, verdiğiniz özverili çabalar da saygıdeğerdir. Dahası, sizi daha iyi anlıyor ve seviyorum. Tümceyi bireysel olarak kullanmadım. Nostaljinin özüne uygun içeriğini kapsadığı için yazıyorum.
    Sevgi bağlamında mutluluk küçük küçük kristallerden oluşur.  Kristal ise yapısı toplumun öz ve insana dönük  değişmezleri kromozomsal bir özellikle taşırlar. Janjanlıdırlar ama değişken değildirler. Görülür ve duyulurlar, blok haline getirilemezler. Kendime ait özyargıya gelince: görürüm, duyarım ama yansımayı sizin kadar beceremem. (*)
    Yazı bitti. Öperim
E. Aydın
İÇEL SANAT KULÜBÜ PLASTİK SANATLAR
KOLU BAŞKANLIĞINA
    Bu eleştirel yazı başkana karşı değil, benimde içinde bulunduğum sanat kurulunadır. Doğal olarak her kuruluşun başkanı vardır, o, sadece yönlendiricidir.
    Yaz aylarının durağanlığını saymazsak, sorumlusu olduğumuz yılın yarısındayız. Bu güne kadar yaptığımız toplantılar, görev bölümü ve yapacağımız işler üzerine bir proje belirlemiş.
    Konumuz sanat olunca, sayın kurulumuza bir takım sürükleyici görevler de kendiliğinden oluşuyor. Geride kalan süre içinde gerçekçi olarak, (amacımız nedir?), üyelerimize ulaşmak mı?, Mersin'e hizmet vermek mi?, yoksa Taşeli'ni kapsayan, hatta Türkiye ve dünyayı amaçlayan utopik projelerimiz mi olacak? Kararverme durumundayız.
    Gördüğüm kadarıyla, hiç birimiz elini taşın altına koymuyor, bundan neden,  haklı eleştiriler alıyoruz. Parasal nedenler, bir gönül kuruluşunda hiç bir zaman  birincil neden olamaz.
    Bu kadar dinamik güç yan yana gelmiş projeler üretmemiz, gerçekçi, edilgen olmamız kaçınılmazdır.
    Her toplantıyı bir öncekinin kayıtları üzerine gündemleştirerek çalışmaya başlarsak bizden sonra gelenlere de ışık tutmuş oluruz.
    Bana göre kısa mesafede neler yapabiliriz:
    San kulüp olarak, valilik kanalıyla, akılcı gerçeğimizi de anlatan, Mersin okullarındaki resim öğretmenleriyle bir toplantı düzenlemek, yaklaşımın sürekliliğini karara bağlamak, sorunları paylaşmak, kulübümüze katkılarını konuşmak, onlar da isterlerse seçkin öğrencileriyle ilgilenmek.
     İlkokulların en yakınlarından başlayarak, Resimİş derslerini incelemek, gerekirse örnek çalışmalar yapmak, çeşitli koleksiyon yapımına özendirmek, sanat sokağı çalışmaları yapmak.
     Başlanmış kursların pedagojik anlamda sürdürülmesini denetim altına almak.
    Üyelerimiz için neler yapabileceğimiz:
Anlaşmalı bir sinemaya, sanatsal (plastik sanatlarla ilgili filimler) getirtmek, daha önceden üyelere duyurmak.
Bale, opera, tiyatrolara üyelerin indirimli ulaşmalarını sağlamak.
Resim sergilerinde sanatla ilgili kartlar satmak
Afiş ve reprüdüksiyon sergilereri açmak, sanat kitapları köşesi kurmak, sokakta dia gösterileri, bir kısım sergilerin sokakta açılması.
Açılışların coşkulu müzik eşliğinde yapılması.
Sohbetli sanat yemekleri düzenlemek.
Şimdilik bu önerilerimi öncelikli buluyorum. Saygılar.
E. Aydın
BAŞLIKSIZ
    Bu ulusun seçilir karekteri her zaman her çağda yürekli insanlarının hep var olmasıdır.
    Ancak yürekli kişilerin sessiz ve ılımlı duruşu sapık ideolojilere cesaret ve bazen de fırsat vermiştir.
    Üniversite kürsüsünden fısıldadığınız içtenlikli sesinizi aldım.
    Korkmayın yılmayın, gerekirse Volter olalım. İşte güneş ufuktan şimdi doğacak yürüyelim arkadaşlar.
    İçel Sanat Kulübü sizlerin anteninizde yıllardır yayın yapıyor. Bu sesi de lütfen duyunuz. Saygılar Sevgiler.
E. Aydın
BAŞLIKSIZ
İçel Sanat Kulübü, toplumun çok çok gereksinim duyduğu önemli bir konuyu yakaladı ve bunun üzerine harekete geçti. Böylece yaptığı etkinlikler saygı, ilgi gördü.
 Kulüp, hangi amaçlarla kurulmuştur.?    
 Üyeler bu birlikteliğe niçin gereksinim duydular?
 Ne dereceye kadar idealize edilebildi?
 Sarfları ve atılımların geliri yeterli mi?
 Yetmiyorsa yardımcı kaynakları nelerdir?
 Bir kuruluşun varlığını sürdürebilmesi için değişmez veya artan oranda kapital güvencesi koşulu düşünülüyor mu?
 Mutasavver gelirlerle mi program yapılıyor?
Uygar insana değer veren, düşünen, ulusal çıkarlara saygılı, çevre ve yöreyi seven, paylaşımcı, birbirlerini seven, sayan, gösterişten çok gelenek, görenek, kültüre saygılı gönül adamlarının beraber olabildikleri, bilimsel veya regriatif, sanatın her türüne ilgi duyan, insanların beraberliği, yüksek amaçların paylaşımları, düşüncesi ve özlemiyle kurulmuştur.
İnsan sosyal bir varlıktır. Birey, içinde bulunduğu toplumla kişilik kazanır.
Bütün milli değerlerin, yitmeye, unutulmaya yüztuttuğu bir zamanda, bir avuç duyarlı insan bu İçel Sanat Kulübü çatısı altında toplandı. Salt insanı, onun önce sevgi ve saygı gereksinimine ayrıcalıklı çareler bulma çabası içinde.
Bugüne değin isimsiz kahramanlar eliyle çok büyük işler yapıldı, toplumumuzun beğenisini kazandı.
İsteniyorki, bu bireysel çabalar artık özlü bir organizasyona ulaşsın. Yine böylece kendi otomatizmini, uzun zaman birimleri içinde korusun. Genel amaca ters düşen hatalar yapmasından korunsun. Ülkede kurulmuş bir siyasi partinin veya belli amaçlara yönelik derneklerin dar ve koşullu labirentlerinden her zaman kendini koruyabilsin. Yüksek amaçları bakımından ayakta kalabilsin.
İçinde bulunduğumuz zaman kesitinde, yardım ve gönül kuruluşları hep art niyetler çizgisinde yargılanırken, toplum gözünde gerçek veya dedikodu şeklinde eleştiriler almaktan hepimizin titiz olmamız, gerekirse bağlayıcı kararlardan kaçmamamız ön koşul olmalı.
    Saydam olabilmek, demokratik olabilmek için, bağışlarda kurullarımızın süzgecini esas tutmalıyız.
    Unutulmamalıdır ki, Mehmet Ali bey, Doğan Akça, Rafet Van, Fevziye hanım, Tuğba hanım ve ben burada küçümsenemeyecek özveriler içinde bulunuyoruz. Olayımız gönül olayı, öyleyse bizim de iletişimin yetersizliğine karşı anlayışlı ve bağışlayıcı olmamız gerekir.
E. Aydın, 14Ocak1999
İNCELİKLİ ÇOCUK.
(bug'lu bir gün)
    İnsan'ı tanımak için sanırım bin yıl bile kısa zaman!
    Bu çizgiyi yakalayanlar (yani sizin Gorat'ta olanlar) , çağın ilerisinde, geleceğin ummanlarında, okyanuslarında, bir yumşak esişli, can, canan kokulu meltemdirler.!
    Sıradandırlar, halktırlar, halktandırlar, haktandırlar, gönül adamıdırlr, yüksek yaşarlar, yaşam gücüdürler. Gölgeleri geleceğin abislerine düşer, ışıtır, ısıtır.
    Bu dizge umarım seni senden koparmaz. Ben de sizler gibiyi sever, amaçlarım. Hani şu öğretmen olmak var ya mesafeli yaşamayı buyuran, kemikleştiren.!!!!! İşte böylece "ben"  ben değilim. Zaman zaman oksijensiz kalırım. Oturur olanlara mersiyeler düzerim.
    İçel Sanat Klübü'ne gönül verdim. Bir renk bir sıcaklık vermeği denedim. Güzel sanatlara bir tüzük hazırlamak için seve seve mevsim şartlarını dışlayarak gelip gittim.
    Kendimce incelikli yılbaşı balonları şişirttim. Birlikte "onuncu yıl marşları" söyletmeği, zamanlar içinden kayıp gelen çocuksu duygularımla yanınızda oldum. Sizlerin yani gönül adamlarının olduğu her yerde beraber olmağa can attım. İşin içeriği sizinle olmaktan büyük haz aldım.
    Bu kertede coşkunun nakit bedelinin cezalı ödenmesini isteyen taammüden, taahhütlü, kanun dışı mektuplar aldım.
Zaten ben biraz da kırılganım. Yazı, bir gönül kuruluşundan geldiği için bence önemli oldu kırıldım. Yok oldum da denebilir.
Kulüpten kaydımın silindiği muştusunu beklerken senden bir mesaj aldım.Öylesine etkilendimki.!
E. Aydın, 27Ocak1999
İÇEL SANAT KULÜBÜ
YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞINA
    Sayın başkanım dergide çıkan baş yazılarını ilgiyle okuyorum. Her yazı, bin bir dersle dolu, kitabi..! Önermeler, anekdotlar, doktirinler; kısacası; sivil toplum örgütlenmesinin anotomisine ters düşen klasik olmuş düşünceler. Savlanıyor.
    Elhasıl bir yerlerde bir şeylerin ters gittiği imajını vurguluyor yazılar.!
    Böl ve yönet: sivil toplum bölünmemeli. Çok sesliliğin müziğidir onu büyük yapan.!
    "Taşın altına elini koymak": taşın hangisi olduğu, bana göre yönetenlerce belirtilir.
Yönetim kurulu projeler üretir. Bu  teorik değil, pratiğe, edİme dönük olmalıdır. Sivil toplum, yapısı gereği gönül işidİr. Bİr mozaikler topluluğudur. Onları yönlendiren sizler  olmalısınız. Ücretİ yoktur ama, sorumluluğu çoktur.
Bu durum önceden bilinerek, yönetİme aday olunur.
    Onur belgeleri konusu; çok bilgece düşünülmüş, kadirbilirlik örneğidir. Çok yüce bİr manevİ değerin  simgesidir. Her kişiye nasibolmaz. Türlü nedenlerle bana lütfedilen belgeleri, baş köşemde, özel bİr bölümde saklarım. Onlarla gurur duyarım.
Bu güzel olayı başlattığınıza göre; yönetim kurulunun imzalarını taşıyan birer belgeyle vesika edilirse, daha inandırıcı olur dİye düşünüyorum.   
    Sayın Nuri Abaç, ulusal çizgiyi aşmış, evrensele ulaşmış, Mersin'in, Türkiye'nin onurudur. Sayın Nuri Abaç, derneğin kurucusudur. İçel sanat kulübü okurları bu güzel olayın, uz bir kalem tarafından dergimizde yayımlanmasından mutluluk duyacaktır. 
    Bugün Mersin liseliler derneğinin aylık bültenini aldım. Üyelerİn sağlığı, hastalığı, açtığı sergiler daha bİr çok sosyal olaylardan bahsediyor ama, ödül törenleri kendilerine ulaşmadığı için, dergiye girmediği için, bilgileri olamamış sanıyorum. Sivil toplum, bu tür gönül olaylarıyla güçlenir, sevgide çoğalır, yoğunlaşır diye düşünüyorum. 
    İçel sanat kulübü, sıradan bir kuruluş değildir diyorsunuz, ama mutluluk adalarına, sıradanlık denizlerinden gidildiği gerçeğini gözardı edemeyiz.
Sizler gibi, pırıl pırıl yönetici kadroyu seçenler bana göre sıradan olamazlar.
Biryerlerde, birşeyler iyi gitmiyor;ama nerede?!
Taşın altına ellerini sokmuyorlar,kimler,neden?!?
İçel sanat kulübünü seviyorum, sizleri seviyorum.
Parazitli konuşmam ondandır, affola..
Severek konuşan kekre konuşur. Hepinizi öperim.
E. Aydın, 28Temmuz1999
GÖNÜL DOSTLARIMA
Hızla akıp giden zamanlar içinde pırıl pırıl göletler yaratan insanı insanda çoğaltan İçel Sanat Klübü üyelerinin yeni yıllarını kutlar, şükran sevgi ve saygılarımı sunarım.
E. Aydın, 27Aralık1999
MERSİN LİSELİLERİ DAYANIŞMA DERNEĞİ
BAŞKANLIĞINA
    İncelikli ve yüreklendirici yazınızı aldım. Yine yine doluktum. Duygular.. anlatımı zor, dolaşık yumak... ebem kuşağıdır. Bir uç yakaladım dersiniz, elinizde kalıverir. Başka bir uca bakarsınız, ebrulu anlatıma yatkın değildir.
    Devlet, bizleri savaş yıllarında işe dayalı, yüksek amaçlı, pedagojik, yani iş içinde öğretim ve eğitim programları için özene bezene idealize etti. İş bilgisi ResimYazı öğretmeni yetiştirdi. Devletin eğitim politikaları gereği, ortaeğitimde dersler organik bir bağ içindedir. Bir bütündür. İşbilgisiResimYazı bu bütünün harcı, yapıştırıcısıdır.
    Edebiyatta yazılı kağıtlarda, kimyada, fizikte, matematikte, geometride, coğrafya, tarihte işbilgisiresimyazı; eğitim öğretimin kan dolaşımıdır. Olmazsa olmazıdır.
    Hemen 1924'te çağrılan dünya çaplı eğitimciler, Türkiye'nin eğitim sorununu incelediler. Uzun yıllardan sonra ulusal karekterimize uygun dinamik topyekün kalkınmağı hedef alan, ortaöğretim programı kanunlaştı. Gazi eğitim entitüsü bu amaçla kuruldu. Çağdaştı, ulusu kapsıyordu. Ellili yıllardan sonra o güzelim program yozlaştırıldı. Olmasa da olur diye diye, iletişimden yoksun, kendi çalıp kendi oynayan, akordsuz, temposuz bir toplum olduk. Sanki birileri "bu işbilgisiresimyazı da neyin nesi" diyesi....
    Bu sanal savaşta en çok değer yitiren işbilgisiresimyazı öğretmeni; entel toplumun da beklencesi gereği, amacı dışında var olabilmek için sanatı seçti.
    İyi bir işbilgisiresimyazı öğretmeni yok artık.! Resim yapan, sergiler açan, ressam öğretmen var.
    Ekim ayı için öneriniz de bu bağlamda olduğu için yazıyı kotarmağa iki gün az geldi. Dersimizin ideodaki gerçek yerini gücüm yettiğince vurgulamağa çalıştım. Söz de uzadı.
    Teknoloji zaten çizimle birlikte var olabildiğine göre, görmeği, gördüğünü doğru çizmeği, estetiği, dizaynı dışlamadan, gerçekçi bir bakış açısını, oturuşkun kural ve kuramlar içinde doğru çizimler, yaşamboyu, başarı ve başarısızlığın anatomisinde etken olacak bir öğretmen üstlendiği yüksek evrensel görevin bilincindeyse yaşamışlığın üstüne aldığı sorumluluğun onuru bir faniye yetmez mi?
    Öğretmenler isimsiz yaşarlar. Sizlerin gönüllerinde yer etmekten büyük ne vardır?!
    Bana gelince: gücümü bileyerek, kendi gerçeğimi, özgünlüğümü, tuvale aktarmağa çalışıyorum. Mesleğe atıldığımdan bu yana, kağıt kalem hep elimdedir. Otobüste, trende, kahvede, lokantada, yurt gezilerinde, sabah yürüyüşlerinde, taslaklar yaparım. Küçük olmasına karşın hepsi de bitmiş ve özgündür. Pek azını tuvale aktarabildim. Çalışıyorum, çalışacağım. (Editörün notu: Bu taslak çizimler kitabın son bölümündedir)
    Size geçenlerde yazdığım mektup galiba biraz abartılı duygusal olmuştu. Hoş görün. Yıllarca laftan ekmek yediğimiz için olacak, çokca konuşuruz. Bağışlana. Hem de siz ne güzel arkladınız beni çoşturdunuz.
Gazanfer bey de sanırım bilirler. Ben yakın çevreme şimdileri resim satmam. Çam sakızı çoban armağanı özdeyişince: veririm.
İlginiz şereflerin en büyüğüdür.
    Vitaminler,hormonlar,benim naturama ters etki yapar. Bundan neden, övgülerle sövgülerli ince eler sık dokurum. Sövgüleri özümsemek, bünyeden dışarı atmak kolay oluyor.Ucuz mal olduğundan.
    Övgüler ise, nitelikseldir, kristalizedir. Kimyasal, psikolojik imbiklerden geçebildikten sonra artık mücevher olmuştur. Koruması yüksek çaba ister. Pandorama güvenemiyorum.
Saygılarımın sevgilerimin kabulu ricasıyla...
E. Aydın, 5Temuz2000
SAYIN BAŞKAN ALKAN
    Beş Temmuz'da özene bezene yazdığım mektubu almamış olacaksınız. Sergi için ortaya koyduğum gerekçeyi de kınadığınızı duyumsuyorum. Sıcacık bir çağrıya güleoynaya evet demek gerekmez miydi?
    Ben, genişce bir sergi açmağı düşünüyordum.
    Taslaklarımla birlilte, farklı, orjinal bir serginin açılışı gözümde büyümüştü. Zor gibi gelmişti. Sanat tarihinde de ezkizler, yani taslaklar, sanata soyunanların, saf özgünlüğünü korudukları için olacak, eleştirmenlerce önemli bir vere olarak düşünülür. Taslaklar, yani ezkizler, tuvale aktarılırken genelde değişirler. Değişirken gerginleşir, bozuluma uğrarlar. Şiirde de böyledir.
Yurdun değişik yerlerinden değişik zamanlarda çizdiğim taslak ve ikinci taslaklardan renk biçem araştırmalarından size bir kısmını yolluyorum. Mam sakızı çoban armağanı.
    Eğer çerçeveler, sergilemeği düşünürseniz hiç de sıradan değildirler. Uygun görürseniz, gereğini yapmakda özgürsünüz.. Size verilmiştir.
    Bu taslakların dizaynı, yani pasparto ve çerçevesini, siz yaptırmağı üslenebilirseniz, elimde bittiğini sandığım, yapıtlardan bir sergiyi Mersin'e getiririm. Böylece, projem de gerçekleşir. Sizin de öz verili düşünceniz olumlu bir yanıt bulmuş olur.
Benim getireceğim yapıtlar da ilgi görür. Edinim şansına ulaşırsa, birlikte yeyeceğimiz sofrada tekrar katkı sınırını, gönül süzgecinden geçirir, konuşuruz diye düşünüyorum.
    Hemen karar verebilirseniz, (olur veya olmaz) ben de duruma göre hazırlığa girebilirim. Sergi salonu İçel Sanat Klübü olabildiği gibi, Sanayi odası veya devlet galerisi de olabilir.
    Doğan Alça'dan sonra,  kulüp, sanat sergilerinde biraz kararsız oluyorlar diye bu açıklamağa gereksinim duydum.
Sevgi yağmurumuz olsun. Saygılar.
E. Aydın, 15Temmuz2000
İLK KURŞUN
Nereye, ne zaman isabetli atış yapacağını bilenleri severim. Karavanaları, herkes gibi ben de sevmem.
İçel Sanat Kukübünde açtığım sergide, sanırım kişisel yetkinizi kullanarak, bir boşluğu çok güzel doldurdunuz. İyi bir yönetici olmanın, her zaman böyle sürprizle zenginleştiğini bilirim.
    Sizi candan kutlarım. Bölük pörçük, bazen de tutarsız tümcelerimle de olsa Mersin'lilerle konuşma fırsatı, benim için büyük zevk oldu.
    Sizlere gönül borcum vardı, iki satır da olsa ödemeye çalıştım.
    T.R.R topluluğuna ve size bin şükran.
Ethem Aydın, 8Kasım2000
GÜNCEL, DÜNCEL VE ARDIL'NI YAKALAYAN
ATATÜRK KUŞAĞININ, TEMSİLCİSİ,
GÜVENCESİ GÖNÜL ADAMI, SAYIN VALİMİZ.
    Bu ses; 1944 lerden başlayarak, Kars, Düziçi köy enstİtüsü, İvriz köy enstİtüsü, Mersİn lisesi, Osmaniye lisesi, Adana erkek lisesi 1977 lere kadar 30 sene, karınca kararınca, ulusuma olan borcunu bir işbilgisi, resim, yazı öğretmeni olarak ödemeğe çalışan, eğitim ordusu bİnlece neferinden birinin sesİdİr.
    Mersİn liselileri derneğinin, İçel sanat kulübüyle birlikte hazırladıkları, geleneksel buluşma günü kapsamında açtığım sergİye onur vermenizle, öğrencilerimi ve beni mutlu ettiniz.
    Mersin'in, özellikle kültürüne yerinde katkınız, zamanlar boyu süreceğine inadığım, tatlı bir söylencedir.
enç Türkİye cumhuriyetinin sarsıntılı evreller yaşadığı günümüzde, sizler gibi dinamik güçlere, şimdi daha çok gereksinim olduğunun biİiciyle  bu yazıyı size ulaştırmağı bir görev saydım.
    Atatürk'ün kağnısı,sizler olduğu sürece, yolda kalmaz. Saygi ve sevgiler.
Ethem Aydın, 8Kasim2000
SEVGİLİ GAZANFER
    28 Ekim, dolu dolu, özellik güzelliklerle gelip geçti. Anıların tınısı, rengi, kokusu, çoğalarak, topraktan yaprağa yapraktan çiçeğe sürüp gidiyor.
Sonlu yaşamda, sonsuzluğu duyumsamak, ne güzel.!
Lütfen, bundan sonraki yükümlülüğümün neler olacağını da belirlerseniz sevinirim.
Düşünce:
Mersin liselileri derneği tüzüğünün içeriği.
kuruluştan bu yana edimleri.
bursiyerlerin birkaç yazısı.
sivil toplumdaki yankıları.
sınıf arkadaşlarının yazıları
imeceye gönül verenlerden anılar.
evrensel çizgide yeri.
Mustafa Kemal'in kağnısı
dağbaşını duman almış, gümüşdere durmaz akar.
İçel sanat kulübü özel sayısı.
Mersin liselileri dayanışma derneğinin, ayrıca yapacakları etkinlikler. Bizi bağlamamalı. Sivil toplumların, özelliği çok sesliliktedir.
Biz bir başlatalım, diye düşünüyorum.öperim.
Ortaya koyucu,kollayıcı,koruyuculara bin şükran.
Organizasyonda emeği geçen gönül dostları ordusuna binlerce şükran..
Sizleri seviyorum.
E. Aydın, 10Kasım2000
SAYIN ERKAN ÖZAYDIN
İnsan; düşünceden bu yana; neden, niçin, sözcükleriyle yaşama anlam kazandırmayı başarmış. Cesaretle, onlarca düzeni bozarak, yeni düzenler kurmayı başarmıştır.  Kaosun büyük patlamayla oluştuğuna, evrimin de sürdüğüne inanıyorsak eğer.
Şimdilik metobolizmanın vazgeçilmez gerçeği, <güneş> soğuyabilir, gücünü yitirebilir, sönebilir. Belki yarın, belki de milyonlarca yıl sonra olsa da bizleri ilgilendiriyor düşüncesinde buluşmuş oluyoruz
Bu bir  beyin jimnastiği  olduğu gibi, evrensele gönderme de olabilir.
Edinebildiğimiz bilimlerin yardımıyla, uz görünün eşliğinde düşünelim ve sanal, kurgularımızı  İçel Sanat Kulübü adresine ulaştıralım.Orada oluşturulacak bir ön kurula sunalım. <ilginç önerileri> yeni sayılarımızda yayımlayalım.
Bütün aşklar hep böyle başlar.
Eğer düşüncemi sizler de uygun bulacak olursanız, sevinirim.
E. Aydın, 14Şubat2002
SAYIN BAŞKAN
Bilimler ve Fenler, din gibi tek doğru olduğu sürece insanda, varolduğuna inandığımız, özveri, sağduyu zedeleniyor.
Demokrasilerdeki çarpıklık da, sanırım <tek doğru bilimdir> düşüncesinden kaynaklanıyor.
İçel Sanat Kulübü; aydın, uygar, yarınlara açık örnek bir sivil toplum kuruluşudur. Veya öyle olması düşüncesinden yola çıkarak, kendi bünyesinde, kendine yakışan atılımı yapabilmelidir.
    Düşünce çizgim oldukça gerçekçidir.
    Yıllardan beri; Yönetim Kurulu ve Başkan seçimleri yaparız; Sonra da iyi çalışmadılar, yediler, yuttular diye açık kapalı, insana yakışmayan dedi kodular duyarız.
    Yönetimler, hep ağır eleştirilere uğrarlar. Daha akılalmazı, onlara ne teşekkür eder, ne de bir ödül vermeyi düşünürüz. <Güya gönül kuruluşuyuz>!!!
    Öneri: Seçimden bir ay önce, yönetime aday olmak isteyen üyeler, ileriye dönük, gerçekci, ne gibi uygulamalar getireceklerini yazılı olarak, yönetim kuruluna sunsunlar.
    Yine üyelerden oluşan, bir seçici kurulun  onayından geçen, ön proje, seçim için toplanan genel kurulda, yüksek sesle okutulsun. Seçim sonucu, kazanan yeni yönetim kurulu, önce sundukları projenin uygulamaları ışığında çalışsınlar; yaratıcılıklarını göstersinler...
    Böylece, insanın, insanda büyüdüğünü yaşayarak görürüz, mutlu oluruz.
    Beni okuduğunuz için teşekkürler, saygılar, öperim.
E. Aydın, 2Nisan2002
DAVETİYE
28/Ekim/2ooo Geleneksel buluşma günü anısına İçel Sanat Kulübü Teoman Ünüsan salonunda öğretmen Ethem Aydın'ın ÖNCÜL, GÜNCEL, ARDIL yapıtlarını kapsayan resim sergisine gönül dostları çağrılıdır.
İçel Sanat Klübünün katkısıyla
Mersin Liseliler Derneği
Bşk.  Meriç ALKAN
İÇEL SANAT KLÜBÜ SEVGİLİLER GÜNÜNDE
BERDAN BARAJINDA ÇOĞALDI!
13Şubat Pazar, pırıl pırıl, güneş yükseliyor.
Yeşiller mavilere uyanıyor.
Sevgililer sevgiye.!
Tatlı sert, ılıman, özel ve güzel bir gün, bugün.
Sevgililer Günü.!
Dostluğa, arkadaşlığa, sevgiye, aşka, çın, çın.!!
Mersin'den, gönül adamlarıyla, tıklım tıklım dolu otobüs; daha önce, kendi araçlarıyla gelen konuklar tarafından, alkışlarla karşılandı.
    Bu alkışlar, doğa ananın yürek atışlarıyla örtüştü.
    Tarsus'a yeni kazandırılan Atlı Spor Kulübü önündeki sekide, bir kahve dinlencesinden sonra, baraj gölü kıyısında iki saatlik doyurucu bir yürüyüş, (isteyen bu geziyi atlarla yapabilir)
    Dönüşte açık havada, güle oynaya, cıvıl cıvıl bir öğle yemeği ve hasret yüklü sohbetler.
    Dostluğa, mutluluğa çın, çın..!!
    Tarası doldurup taşan, donanımlı masalardan birinde, taşeli tutkunu, gezgini, Semihi Vural adım adım (Taşeli) anılarını çok boyutlu bir filim şeridi gibi gözler önüne serdi.
    Doyumsuz anlatımıyla, çocukluğumun ayak izlerinde; antik kalıntılar, kültürel, folklorik özellikler, güzellikleri tekrar anımsattı, yaşattı. Unutulan dünlerden, yaşanan günlerden, aydınlık yarınlara, çın çın.!
    Cemal Turan, Mersin Sanat Kulübü'nde yeni açtığı resim sergisi ve Almanya'daki sergisinden izlenimlerini, sanat üzerindeki deneyimlerini, Güngör Turan Kulüpteki müzik etkinliklerinden söz etti. Yetiştirdiği müzik gönüllüleriyle esenleşti.
Sezaver Seçki Yakında Adana Mimar Sinan Resim Salonu'nda açacağı resim sergisinin heyecanıyla, sanata nasıl soyunduğunu, kimlerden etkilendiğini, kıvrak bir dille anlattı, övgüler sundu.
    Heykeltraş dostumuz Hidayet Uysal, bir Buda heykeli gibi suskun, konuşulanları dinledi.
    Gönül kuruluşlarında, bu unutulmaz özel ve güzel günleri bizlere hazırlayan dostlara, çın çın..
    Gün iniyor, sular kararıyordu, esenleşerek, yollara, yollara..!
E. Aydın
BAŞLIKSIZ
    Türkyılmaz'ın resim sergisi üzerine resim sanatının önemli öğelerinden birisi de yaratma cesaretidir. Doktorluğun verdiği güçle bu öge sanatına da yansıyor. Görülenle kaosun, içiçe ve de kol kola olduğu yapıtları, çağdaş yansımaya ulaşıyor. Sanatın major kurallarına saygılı lmak koşuluyla, yalın duyumlarını tuvallerine aktarmaya çaba veriyor. Resmi kendisi için vazgeçilmez bir yaşam biçimi olarak yorumluyor.
E. Aydın
SAYIN NEVİT KODALLI
    Yukardaki yazıyı İçel Sanat Klübü başkanlığına yazmıştım. Uyguın gerekli görülmüş, yanıt geldi. Sizin onayınıza da sunmağı düşündüm.
    Yılı, veya daha öncesini de kapsayan geleceğe de ışık tutacak bir raporu birlikte hazırlayarak veya sonradan birleştirerek başkanlığa sunalım diye düşünüyorum.
    Eğer düşünceme katılırsanız haberleşelim.
    Yönetime bir katkımız olursa sevindiricidir. Olmazsa da üzülmeyiz.
    Saygılarımı ve Sevgilerimi sunarım.
E. Aydın, 12 Haziran2002
BAŞLIKSIZ
    14 Temmuz pazar, değişik bir olay başlatmak ve yaşamak için Taşucu'nda bekliyoruz. Bir gemiyle ilk defa beş saat kıyıları gözleyerek gideceğiz. Prof.Tuncay Özgünen, Prof. yine hanımı, Doçent ilgi alanımda olan Handan Tunç, ayrıldığı beyi Levent Baler, kızı Su, doktorun oğlu Bilgi gurubumuzu oluşturuyordu. Gezi boyunca da beraberliğimiz sürdü.
    Masamıza zaman zaman, Nevit Kodalı, Celal Taşkıran, Kaptan, Özcan bey, İbrahim bey, Doğan, Nejla hanım konuk oldular.
Bir yanımız derya deniz, bir yanımız Toros'lar, arada bir adalar, adacıklar. Zamanlar ne kadar da iç içe idi. Üçüncü zamanda gençleşen Toros'lar dimdik, esti katmanlar, öbek öbek devrilmiş yatıyorlardı. İnsanlar mutluluk naraları atıyorlardı. Zaman zaman da gemi duruyor, denize giriyorlardı, cümbür cemaaat.
    Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri, günler ayları, aylar yılları yapar. Böylesine içten içe, ayrımsız, ayrıcalıksız akan zamanlar bize nesnelerin varlık çizgisini belirler. İnsan bilincine vardığı zamanları saymak istesek herhalde zorlanırız gibi geliyor bana.
    Yakın zamanlarda 14 Temmuz da İçel Sanat Kulübünün kotardığı bir mavi yolculuk yapmıştık. Bir gün sürsede ayrımına varılan dopdolu bir gün olmuştu. O gün güneş bizi Taşucu'nda buldu. Denizi bulduksada, yatı bulmak epeyce eğlenceli oldu.
Adana'dan, Silifke'den, Mersin'den gelen konuklar yavaş yavaş yerlerini aldılar, iskele alındı, gemi yavaş yavaş yön değiştirdi, açılıyoruz. Gemi denizle, biz birbirimizle tanışmakta iken kaptanımız rotamızı, yüzmek için duraklayacağımız koyları duyurarak iyi yolculuklar diledi. Bir yanımız Toros 'ların denizle buluştuğu yeşil ve tanıdık yamaçlar, diğer tarafta deniz, adalar. İçerde Taşeli'nin insanları, yine zamanlar içinde ya karşılaştığımız yada beraber olduğumuz, anılarımızın bulunduğu dostlar. Yavaş yavaş da olsa, önce gülücüklerle sonra yakınlaşmalarla iletişi başlıyor. Sandalyeler zaman zaman konuklarını değiştirmeye başlıyor. Tanışıklıklar koyulaşıyor. Mavi bir atlas üzerine serilmiş logalar gibiyiz, herkes yerini ve geçmişteki parçasını arıyor. Yahutta, yeni bir kompozisyonda buluşuyor.
    Böylece gün büyümeye başlıyor. Çok besleyici, ılımlı bir hava, deniz kendini oynuyor, küçük, dalgalı ve çağırgan. Yolculuk ilerledikçe zanalar da değişiyor. İşte üçüncü zamanda denize yığılıp kalmış bir soy taşı, hem de yan düşmüş yatıyor.
Şu tarafta bir ada yemyeşil Romalılardan izler taşıyor.
E. Aydın
PLATONİK
Platonique: Gerçekte var olmayan, düşte kalan, hep öyle kalması istenen, sevgi ve ilgi bağlamında.
Yaşam devinimdir. İçte devinim, dışta devinim. Uzamda, zamanda devinim.
9 Ağustos, Gökova gezisi başlıyor. Beşgün, on üç milyon. Gezi boyu yazmak, cıvıltıyı, paylaşmadaki duyguyu, insana ilişkin herşeyi yazmak gerek. İnsan insana, insanca konuşup söyleşmek.. Kuştan, ağaçtan, çiçekten, yapraktan, aşktan, sevgiden, güneşten, buluttan yaz yazabildiğin, düşünebildiğin kadar.
    Değişiklik iyi şey aslında. Göz harpışta, hayat, sofa sayvan, kamalye, sundurma, baranı, üzüm bağlarını yerden yükselten kuru ağaç. Güz aylarında üzümler ve meyveler üzerine kırağı yağması beklenir. Üzümün kabığı ayazla yumşar, erimeğe yüz tutar. Bütün sebzeler meyveler ilk kırağıdan etkilenir, faydalanır? Tadı, suyu artar. (*)
E. Aydın
GESAM TÜRKİYE GÜZEL SANAT ESERLERİ
SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA
ANKARA
Gesam'ı kurmakla, tarihi bir görev yapıyorsunuz.
Çalışmanız hangi seviyede olursa olsun övgüye layık.
Kuruluşun hizmet alanı (sizlerin kaleme aldığına göre) çok geniş ve realist. Gelir kaynakları ise, kısıtlı ve sembolik gözüküyor. Sosyal amaçlara inebilmek için, devamlılığı sağlanmış akarlara gereksinim var. Telif hakları ile onun hukuki sorunlarının kovuşturulması ile nereye varılabilir?
    Üyelerin vereceği aidatlar, hiç bir zaman Ankara dışında organlaşmayı sağlamaz. Bu üst kuruluşu, daha popüler yapmak, rantabl bir çalışmaya ulaştırmak gerek.
    Şayet düşünceye, düşünenlerin fikrine sıcak yaklaşılabilecekse, bazı pratikler ve özlü detaylı fikirlerimi sizlere ulaştırmayı zevk ve ödev sayarım. Zedelenmiş hukukların kovuşturulması yerine, hukukları zedelettirmemek prensiplerini koymakla daha tabana yakın hareket etmiş olurnur diye düşünürüm.
    Eğer bana yazmayı düşünürseniz, lütfen bir de tüzük yollamanzı isteyeceğim.
    Saygılarımla.
E. Aydın, 9Eylül1987
GESAM TÜRKİYE GÜZEL SANAT ESERLERİ
SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA ANKARA
9101987 tarih, (601/103) sayılı yazınızı aldım.
Üyelik kaydımın yapıldığını bildiriyorsunuz. Teşekkür ederim. Seyahatta olmam sebebiyle yanıt vermekte biraz geciktim.
İstenen yetki belgesi üzerine gereksiz şeyler yazmaktan çekindim. Yönetmelik çok şeyler yazmaya amir, ama yazılacak alan kısıtlı.     
    Bundan sebep, ben yetki belgesini imzalayıp, tarafınıza gerekli gördüğüm vesikaları da yolluyorum. Lütfen zahmet buyurup, yerli yerlerine yazı verirseniz, mutlu olurum.
ESERLERİM:
1 Atatürk parkı, peyzaj, yağlı boya, (37x45), bayram ve yılbaşları için, özgeçmiş ilaveli, (25.000 basılmış) halen piyasada. Elimde yoktur.
2 Ermenek, peyzaj, yağlı boya, 50x70, aynı amaçla, 10.000 basılmış, bir miktar elimde vardır.
3 Adana baraj gölü, guaj, 35x45, 10.000 basıldı, bir miktar elimde var.
4 Mut, peyzaj, 50x70, 5.000 basıldı yağlı boya,
5 (Bolu, peyzaj, yağlı boya, (50x70) elimde.
6 Galyörler, yağlı boya, 50x70
7 Solu boya Natürmort'lar buraya ve fişe sığmayacak kadar sayıda.
    Sizden ricam, bunlardan birkaç tanesini şimdilik prosüdörü tamamlamak için kayda alınız. İlerde, sizlerle konuşmadan sonra gereğini yapmaya çalışırım.   Not: Üç aylık katkı Ankara Halk Bankasına yatırılmıştır. Saygılarımla.
E. Aydın, 6Aralık1987
ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ
1 On kişilik değişmez danışma kurulu (özveri durumları kanıtlanmış, fikirleriyle katkıda bulunacak kişiler dahil. Varlıklı, çevresi aynı sebeple geniş olan kişiler)
2 Dernek yönetim kurulu, kayıtlı üyelerden oluşur, seçimle gelirler. Dinamik, devnigengenç ve orta kuşaktan olur.
3 Organlar: Halkla ilişkiler, evlere rahatça girip çıkabilecek, çevreli ve psikolojik etkileme gücü olan, iyi ve doğru konuşan, konuşmasına alternatif üretebilen kişiler.
Bu birikimi, kısa zamanda paraya veya kullanıma çevirecek gönüllüler.       
Okumayazmadan başlayarak türlü kurslar verilebilecek yetkili ve gönüllü kişiler.
Bölgesinde, ev ev dolaşarak, fakir öğrenci barındıracak veya doyuracak yada okul gereksinimlerini karşılayabilecek adres araştırılması.
Komşu il ve ilçelerde, bu tür çalışmaları yapan kurum ve kuruluşlarla yakın iletişim.
Genç ve fakir öğrenci kuşağına, yetileri kapsamında iş verebilecek adreslerle ilişki.
Rehberlik, turistlere, isteyenlere verebilecek, dil ve fen yeteneği olan elemanlar. Gerekirse evlere yollanabilecek, bilgi ve görgüde kişiler.
Senede, belli zamanlarda, üyelerinde çağrılı olduğu eğlence etkinlikleri, sinema, tiyatro ve opera da dahil.
Kamu kuruluşlarında yakın ilişkiler. Böylece oluşturulacak değişmez bir merkez ve depolama olanağı.
Zaman zaman elimizde birikmiş yiyecek ve giyecekleri, daha önceden geçim durumları belirlenmiş mahallelerde dağıtım.
Eski, her türlü gazete, kitap toplanması.
Müzayedeler, piyangolar.
E. Aydın
BAŞLIKSIZ
Adana Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin; "24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlama Etkinlikleri" kapsamında, emekli öğretmenlere çay verildi.
Salon, öğretimin eski, deneyimli ustalarıyla büyümüş bir konsey havasına bürünmüştü.
Atatürk aramızdaydı.
Çağdaş yaşamı destekleme derneği başkanı, sayın Nuran Işık içtenlikli, mütavazi bir konuşmayla toplantıyı açtı.
Birikimlerin üleşilmesi, anıların tazelenmesi üzerine çağrıda bulundu.
Çağdaş yaşamın, klasik anlamından kurtarılarak, daha katılımcı aktif bir çizgide yorumlanması tartışıldı.
İnsan yetiştirme sanatının ustaları, bir çocuğun sonsuz merakını, renk renk alanlarda işlerken; zekanın ve duyarlılığın çorak topraklarda, nasıl işlenmeden akıp gittiğini görmemenin acısını yaşayanlar, köy enstitülerinin kuruluşundaki kutsal amacı bir defa daha dile getirdiler.
Büyük Atatürk'ün kendilerine emanet ettiği, Türk gençliğini çağdaş çizgide nasıl koruyup kolladıklarını, onları değiştirirken kendilerinin de yenilendiğini, ezi ve ezalara katlandıklarını anlatırken mutluluk gözyaşları döktüler.
Evrim sürüyordu, anılar geride kalmalıydı. Gelecek için de öğretimin de, öğretmenin de yenilenmesi tek koşuldu.
Kurulu düzenin evrimi yavaş gelişiyordu. Sivil toplumun kuruluşları, yurt çapında örgütlenme çabasına girdiler, günceli ve çağdaşı arıyorlardı.
Adana Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği de bunlardan birisidir. Olanağı yetersiz öğrencilere burs veriyorlar, yeni yetişmekte olan kuşağa kanat geriyorlar. Bu kutsal davaya gönül verenler, yardımda bulunmak isteyenler gün geçtikçe çığ gibi büyüyor. Bu ulusun soydan gelme, denenmiş gizil gücünü ortaya koyuyorlar. "Atatürk'ün Kağnısı Yolda Kalmaz"
Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar...
E. Aydın
EĞİTİM USTALARINDAN ALINTILAR
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin, potansiyel gücü Adana üniversitesi ve Yüksek okullarıdır.
Klasik çıkarmalardan (yani yardım alarak ve yardım ederek), çağdaşlığı yakalayamayız.
Çağdaşlık günü ve yarını kapsar. Şimdi biz günü kurtarmaya çaba veriyoruz. Umarımız potansiyel güçte olmalı.
Çağdaş toplumda hastalar, sakatlar, geçici yatalaklar, körler, yaşlılar, yalnızlar, kısa süreli yatağa bağımlılar, dahaları...
Burs verdiğimiz üniversite öğrencilerinden, yukarda saymaya çalıştığım kimselere bir veya iki saat yoldaş olmak, ona gazete okumak, yazı yazmak, iç hizmetler vermelerini istemek, bir gönül kuruluşunun ideal ve gerçekçi görevi olmalı. Mutluluk ve sevgi paylaşıldıkça güzeldir....
E. Aydın
DOĞAL HAYATI KORUMA DERNEĞİ
BAŞKANLIĞINA
Şimdilik, sentetik ve selülozik yaşam düşüncesi henüz gözükmüyor. Buna karşın; olmaz olamaz diye de dayatamayız.
Geçirdiğimiz evrimin, evrelerine bir göz atarsak, çok çarpıcı bileşimler devreye girip çıkmış; bu aynı zamanda girecek çıkacakların da göstergesidir. Seçici olmakla,tutucu olmanın sınırlarını nasıl bulacağız.? Evet doğal olanı seviyoruz ve ödünsüz istiyoruz da. Sevmek için nedenlerimiz sonsuz.
    Zamanlar içinde, değişmez sandığımız biyoloji, evrim gereği değişir dönüşürken, kültür birikimlerimizi değişmez tutmak olası mı?
    Bilimlerin verelerine göre, milyonlarca yıl önceki insanlarla şimdiki insan yapısı arasında bir fark yok. Seçilir farklılık ise kültür birikimleri sonucu oluşan değişimlerdir.
    İlklere dönmeyi düşlemediğimize göre; doğal yaşamı, nasıl hangi ölçütlerde koruyacağız? Hem çağdaş, hem koruyup kollayıcı, hem de kültüre dayalı değişmezleri içersin!
E. Aydın, 14Nisan1997
MİMAR VE RESSAM NURİ ABAÇ
    1926 yılında Istanbul'da doğdu. İlkOrtaLise eğitiminden sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisine girdi. Leopold Levi atölyesinde sanat öğrenimine başladı. Bir süre sonra kişisel nedenleriyle mimarlık fakültesine geçti. Zaman buldukça da ilk seçtiği atölyede çalışmasını sürdürdü. Akademi bitiminde Mersin'de yüksek mimar olarak çalışmaya başladı.
    Ben O'nu 1950 yıllarında Mersin'de tanıdım. Çağdaş ulusal mimariye yeni yorumlar getirmek, beton demir karşıtı, daha sağlıklı ve kullanımlı gereçler bulmak çabasıyla ve uygulamalarıyla geleceği düşleyen, bir üst düzey kişiliğe sahipti. Resim yapmayı da sürdürüyordu. Soylu ve ulusal pentür O'nun tutkusuydu.
    Aynı zamanda şairler, erssamlar, yazarlar O'nun çevresinde bütünleşirlerdi. Ressam öğretmen Haşmet Akal, şair hakim Celal Çumralı, edebiyat öğretmeni Ozman Özeren, maliyeci Bedii Demirseren, yazar İlyas Halil anımsayabildiklerimdir. Zaman zaman liseli genç kuışak da bunlara katılmaktan haz duyarlardı. Akkahve ütopyası sanırım buradan doğmuştu.
    Nuri Abaç, 1960 yılında sanat tutkusuyla Ankara'ya taşındı. Sezgisi aldığı kararın yerindeliğini, ulaştığu ünlerle belirledi. Yoğun bir çalışmaya girdi. Kişisel sergiler açtı, karma sergilere katıldı, birçok kez yurtdışı sergileri oldu. Bianellere katıldı, ödüller ve mansiyonlar aldı.
    1993 Mart ayında Ankara'da Şekerbank'ta 19601970 döneminiin yapıtlarıyla açtığı sergi, bana göre evrensel çizgideydi. Nuri Abaç'ı Darwin 'le buluşturuyordu. Charles Darwin'in insanın kökeni üzerine sözel, soyut, bulgu ve düşüncelerini, Nuri Abaç, bireysel olarak üstün sanatçı duyarlılığıyla renk ve şekillerle anlama dönüştürmüştü.
    Darwin diyorki: Dünya yedi günde yaratılmamıştı ve İ.Ö. 4004 yılında yaratılmadığı da kesindi. Bundan aklın alamayacağı kadar daha yaşlıydı. Yaratıldıktan sonra tanınmayacak ölçüde değişmişti ve değişim süregelmekteydi. Yaşayan bütün canlılar da değişime uğamıştı. İnsan tanrının imajında yaratılmak bir yana çok daha ilkel birşey olarak ortaya çıkmıştı.
    Nuri Abaç, yaratılıştaki ilkel görünümü "öz görü" ile ortaya çıkardı. Yaratılışla ilintili yapıtlarını ortaya korken günümüzün sıradan aaç ve nesnelerini bisiklet, araba, tank, saat, paraşüt, uçak, otobüsle çağımıza göndermeler yaparak ve soyun belleğini de kapsayan gerçek ve gerçek üstüyü bilimle buluşturan bir sanatçıdır.
    Özgörü (vizyon)= (sözlükten) Sıradan bakışla görülmeyen, düşsel doğaüstü, kehanetten doğan, uyku veya vecd halinde ortaya çıkan ve kendisiyle birlikte derin bir anlamayı, hissetmeyi getiren görme anı, edimi, gücü, nesnelerin görünen görünmeyen biçimlerini niteliklerini biçim, renk, boyut, aydınlık, algılamak, ayurt etmekle ilgili özel durum.
E. Aydın
MONSEIGNEUR SURPRENANT
İnsan her canlı gibi doğar. O bir varlıktır. Sıradandır ve özü kişiliğiyle farklılaşarak birey olmaya yönelir. Varlık büyümesi yaşla ölçülür. Öz büyümesi ise sosyal edimleriyle değer kazanır.
Sevgili Doğan Akça öylesine koşuyorki "surprise" sözcüğüyle eş anlamlıdır.
E. Aydın, 15Mayıs1997
SAYIN BAŞKAN
Atatürk'çü Düşünce Derneği, bizlerin öngörüsü ve özverisi ile kuruldu. Derneğe üye olanlar, Atatürk'ü bilen, tanıyan, sayan, ona yaptıklarına koşulsuz şükran duyan, okuyan, inanan, şöyle veya böyle bilinçlenmiş genç, orta, ileri yaş gurubu kişilerdir.
İnancıma göre! beklentileri, Atatürk'ü yeniden öğrenme değil edim'dir. Atatürk'çü düşünce ışığında, şimdiye kadar yapılanlardan farklı ve kalıcı, inandırıcı neler yapabiliriz? Özellikle genç kuşağı, halkımızı klasik ölçütler dışında, konferans, panel, ders hangi yolları deneyebiliriz? Bağlamında çekirdek güçtürler. Sizler gerçekte olduğu gibi böyle düşünürseniz, ne yapmamız gerektiği de belirginleşir.
    Bende Atatürk'çüyüm diyebilen Erbakan ve onun gibi düşünceyi sonsuzlaştırıp siyaset malzemesi haline getiren, görüş ve düşünüş kusurlularından bizleri ayırabilmek için; yaşam gücü ve direnci olan projeler üretmeliyiz. Oturup bunları düşünmeliyiz.
Üniversiteli genç kuşağa görevler vermeliyiz, konuşmalı, daha çok onları konuşturmalıyız. Onları dinlemeli, onları organize etmeliyiz. Amacı uzun zaman ve uzun mesafelerde belirlemeliyiz.
    Bunlar toplantılarımızın ilk nedeni olmalı.
    Neler yapabiliriz, nereden başlayalım denildiğinde, ilk aklıma gelenlerin birkaçını sıralıyorum.
    Üniversiteli gençler, ellerine kalem kağıt alıp halkın içine inmelidir. Atatürk'le, devrimlerle ilişkin sorular sormalı, yanıtları diyaloğa girmeksizin not almalı, neden, niçin dememeli, sade vatandaş, esnaf, tüccar sürekli endiklenmeli, düşünceler toplantılarımızda okunup değerlendirilmeli, yeni projeler üretilmeli.
    Dernek öncülüğünde, önce haftada bir gün sabah yürüyüşleri düzenlenmeli (topluca).
    Yine ayın belli günlerinde, Atatürk parkında bando eşliğinde marşlar söylenmeli. Yerine göre kısa yürüyüşler yapılmalı.
Sene ve seneler dilimi içinde, okullarda (daha çok onur kaynaklı) Cumhuriyet ve getirdikleri konulu (resim, şiir, öykü) yarışmaları açılmalı. Seçici kuruldan geçmeli, radyo, gazete, televizyon devreye girmeye çağrılmalıdır. Olayımız diri tutulmak için gerekli her türlü olanak değerlendirilmelidir. İstenirse bir sivil dergi bile  çıkarılabilir. Biz toplumda yalnız değiliz, sağduyu sahibi vatandaşlar katkılarını esirgeyemiyeceklerine inanıyorum.
    Görüyorsunuz, sivri uçlara çarpmadan yapabileceğimiz çok etkinlikler var. Eğer yapmak istersek! Aslında yapmamız gereken.
Siyasilere hedef olmuş, kişi ve konuşmacıların heyecanlı çıkışlarından da derneğimizi korumak görevimiz olmalı.
Özde çok sağlam olan Atatürk'çü düşünce, kırıcılığa, ayrımcılığa yer vermez, birleştirici, kaynaştırıcıdır. İçte ve dışta sloganımız böyle olmalıdır. Eğer beni anlamaya çalışır, gereksinim duyarsınız, düşünce üretmek benim görevimdir.
Saygılar sunarım.
E. Aydın, 15Haziran1996
SAYIN AKİF KEMAL AKAY
ADANA ATATÜRK'ÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
BAŞKANI
    1920 kuşağı olarak, Atatürk devrimlerinin tanığıyım
    Demem o ki, ben sizlerden çok önce Atatürk 'çüydüm. Hemen hemen devrimlerin tanığı ve katılımcısıyım.
    Adana Atatürk'çü Düşünce Derneğine aynı coşkuyla üye oldum, karınca kararınca, birikimlerimi sizlerle paylaşmayı amaçladım. Nedense bu düşüncemi sizlere ulşatıramadım. İletişim arızası.!
    Bana ulaşan yazınızı; hangi orun onaylamış olursa olsun sevgiden, saygıdan, Atatürk'çülükten yoksun buldum.!
Bu karanlık günlere, böyle böyle birbirimizi dışlayarak geldik.
    Hani, imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir ülkeydik?
    Dernek ödentisini veremediği için dışlananları, sizlerin vicdanı nasıl kabul eder? Bir yandan Atatürk'çü düşünceyi, çığ gibi büyütmeyi amaçlarken, buna çok çok gereksinim duyduğumuz bir devirde parası yok diye, bir takım genel adamlarının kaydını silmeyi nasıl onaylarsınız.!? Hele hele, Atatürk 'çülük gibi kutsal bir ideali satılık kılarsınız.? Bu bölüp yönetmek olmaz mı?
Daha sembolik ücretlerle, daha çok katılımı amaçlayabilirdiniz.
    Zaten etkinlikler elit, yürekli bir kadroyla yürütülecektir.
    İnancıma göre sivil toplumlar, genel kurulumu oluşlarıyla da, birlikteliğin sonsuz edilgenliğini de güzel güç olarak tanırlar.
Eğer yetkim olsaydı: MersinAdana tren biletlerini ucuzlatır, her sefere birkaç yedek vagonu hazır tutar, böylece amaçla edimi buluşturmanın keyfini yaşardım.
   Aynı örnek düşünce derneğimiz için de geçerlidir.
Atatürk'çü Düşünceyi, gençliğin sorumluluğuna, bilincine ulaştırabilmek için, tez elden yeni çağdaş düşünceler üretmeliyiz.
Bizler sadece şemsiye olarak kalmak, gençlere genel etkinlik olanakları yaratmak görevi düşer. İşimiz zor ama imkansız değil.
Onları sahaya indirebilirsek, bizler asıl görevimizi yapmış, övüngen, iç rahatlığıyla tirübünlerde seyirci olabiliriz.
Biz Atatürk'çüler, şimdileri orta sahada top gezdirmekle zamanlar yitiriyoruz.
    Dernek için verdiğimiz kıymetli zamanları anlamıyor değilim, ama bilirim ki, çok seslilik demokrasilerin itici gücüdür.
Beni okuduğunuz için teşekkürler eder, saygılar sevgiler sunarım.
Atatürk'çü Düşünce Derneği Üyesi.
E. Aydın, 25Ağustos1999
SAYIN BAŞKAN
    "Onur üyeliği" ni düşünüyorum... nedir, ne değildir, ne olmalıdır.....
    Epeyce de kitap karıştırdım. İsa'dan öncelere baktım. Tarihte oturuşkun devletler kurmuş soyumuzun kurum kuruluşlarında "yaşlılar heyeti" ni ve önemli görevlerini inceledim.
    Fransız akademisine onur üyesi seçimleri nedeniyle Renon'un uzun ve çok güzel söylevini (3Nisan1879) okudum.
    Doğrusu ya, bu kitabı mürekkep yalamış herkes okumalı.! Ata nal çakılmış, kurbağa ayağını uzatmış öz deyişi çizgisinde beğendim. Eski Türklerdeki "yaşlılar heyeti" organı işte budur.
    Geçmiş yönetim kurulları, soylu bir düşünle etiğimize tabularımızla, seçkin ulusumuzun değer bilirliğini simgelemiş oluşuyla övülesi bir kurumu dile getirmişler. Kutlarım.!!
    Onur üyeliğinin sanal da olsa kuruluşa bir katkısı olması düşüncesinden yola çıkarak yazıyorum, bağışlayınız lütfen.
Onur üyeleri güncel, düncel, yarınlara dönük düşünceler üreterek, iş başındaki yönetim kuruluna raporlar sunmak göreviyle katkıya çağrılmalıdır.
    Güncel genellikle yönetim kurullarını bağlar, ama gelecek için geniş projeler olarak ardıllar da gerekebilir.
Sizler gibi övülesi, sağduyu sahibi kişiler, bu düşünü kurumlaştırırlarsa yerinde bir başlangıcın da öncüleri olabilirler diye düşünüyorum.
    İçel Sanat Klübü, aydın, uygar, yarınlara açık, örnek bir sivil toplum kuruluşudur.
    Ekibiniz ve bakış açınız, gelmesini umduğumuz güzel yarınların imlerini taşıyor. Sevgiler, saygılar sunarım, kutlarım.
E. Aydın, 12Mayıs2002
CUMHURİYET OKURLARI ÜZERİNE
DÜŞÜNCELER
1 Kitle etkisi yaratmak: Sabah yürüyüşleri veya Pazar yürüyüşleri (çay molası ve dönüş)
2 Zaman zaman, akşam yemekleri, (arifane) açık havalarda, Pazar günleri yürüyüşleri.
3 Genel toplantılarda <Onuncu Yıl Marşı> gibi bir marş her fırsatta beraberce söylenmesi.
4 İyi film ve temsillerde haberleşerek birleşme.
5 Ödüllü her türlü yarışmalar;(satranç, dama, tavla)
6 Yöremiz amatör sanatçıları arasında ödüllü yarışmalar.
7 Üniversite öğretmen ve öğrencilerini, topluluğumuza kazandırmak için girişimler.
8 Adana'da ve güneyde gazete adına öğrenci araştırmalarını başlatmak.
9 Gönül kuruluşlarıyla her fırsatta yakın ilişkiler içinde olmak.
10 İnönü parkı içinde her akşam, gazetemiz başlıklarını veren bir sinyalizasyon panosu oluşturmak.
11 Eski kitap ve gazete değerlendiren bir katkı kuruluşu gerçekleştirmek.
12 Cumhuriyet kitap kulübünün; gönüllü satış alanlarıyla ilişki içinde olması. "idare servisi" oluşturması.
13 Adana'da, Cumhuriyet gazetesi satmayan bakkallarla konuşulması..
14 Cumhuriyet gazetesinin önemli günlerinde, şehir panayırlar düzenlemesi. Olayın ciddiye alınıp, davul zurna eşliğinde değerlendirilmesi.
15 Üniversite Grafik bölümü yaratısı; Gazetemin ismini taşıyan, ulusal ve artıulusal yılbaşı tebrikleri piyasaya sunulması.
16 Ülkemizde ünlenmiş isimler adına anma günleri, beraatlar verilmesi.
17 Siyasetin her türlüsüne, imkanlar elverdikçe zemin açmamak.
18 Gönüllü turizm kuruluşları katkısıyla, önce çevre gezileri, daha sonra yurtiçi ve yurtdışı geziler programlanabilir.
Önemli not: Cumhuriyet gazetesi, günceli değil; geleceği, dahası gelecekleri konuşan, ona inanarak düşünce ve çözüm üreten bir, yirmibirinci yüzyıl gazetesidir. 
    Okuru çağdaş olmaktan öte, geleceğin ışıklarını ve gerçeklerini duyumsayan, umutlu ve bundan neden mutlu kişilerdir.
    Durum böyle iken, onu; hep iyi şeylere ve devasa edimlere layıktır diye düşünüyorum.
    Her entel gibi, oda laftan ve gösterişten bıktı, insanca olanı bekliyor, umuyor, arıyor.
    Cumhuriyet bölge temsilcisinin önerilerine katılıyoruz. Ancak okurlara görev yüklemesi, belge dağıtması ancak bir temenni olabilir. Dahası, sakıncalıdır.
E. Aydın
SAYIN AYDIN DOĞAN
    Ben birkaç seneden beri Milliyet okuyan bir emekli öğretmenim. Ansiklopedi için okumuyorum, ama onları da alıyorum.
Haberdeki yorumunuz, genişlik, çağdaş çizgiyi izleyişiniz seçeneğimdir. Şu son ay içinde o kadar ben ben demeye başladınız ki, nerede ise haberler geri itildi. Özlü yorumlar gerilere itildi, bana göre içeriğini yitirdi. Yine bana göre büyüyoruz diyorsunuz ama küçülmeye başladınız.
    Büyüklük, ben büyüğüm demekle olmaz, büyük olmakla yeni özde farklılıklarla olur. Fevri çıkışlar yapıyorsunuz, sağa sola çirkin sataşmalar yapıyorsunuz, (çirkefe taş atıyorsunuz), sıçratıyorsunuz
    Temiz topluma örnek verelim derken, kötü tüccar durumuna geldiniz. Yaygarayla mal pazarlamayı sanat saydınız. Hemde eğitim kültür gibi, gelecek nesillerin oluşumuna ait milli onur çizgisinde çalışıyorsunuz.
    Benim insanımın okumaya olan, ulaşamadığı zaafını eğri bir çizgiye götürüyorsunuz. Dünyadaki emsallerinin hiç birine yaklaşmayan, aceleye gelmiş, bazen de özden uzaklaşmış bilgilerle, geçiştirilmiş bilgilerle kaynak özelliğini yitiriyorsunuz. Resimler, krokiler yetersiz, bazen renkler unutulmuş veya kaydırılmış incecik bir kağıtta alt üst olmuş, formalar aynı cilttre birkaç kere tekrar edilmiş, bunlar yanlışlık olsa bile okuyucuya hakarettir. Onu küçük görmekle eş değerdedir. Dış ülkelerde bu tür yayınlar uzun çalışmaların ürünüdür. Diyorsunuz ki, hataları bize yazın, onu diğer ciltlerde düzeltelim. Buda bir diğer yanlış, benim elimdeki ilk cilt ne olacak? Bana göre en iyisi, en doğrusu bu acele işten hemen vazgeçmek, siz çekiliniz ki, özveri sahibi, eğitici ekipleri bu zor işi ticeret düşünmeden ortaya koysunlar. Evet pahalı olacak ama, kitaplıklarımız sağlam kaynak kazanacak. Lütfen işe bana kızmakla başlamayınız, anlamaya çalışınız.
    Hem de iki testiyi birbirine vurursanız, biri çatlar biri kırılır. Para herşey  değildir. Yüceltinizi koruyunuz. Saygılar, sevgiler.
NOT: Daha evvel bu konuda değişik zamanlarda size yazılmış mektuplarım çöp sepetinde değilse, onları da bir defa daha okuyunuz, ansiklopedi savaşından zamanınız kalırsa.
E. Aydın, 23Ekim1993
SAYIN ÖZGEN ACAR
    Cumhuriyet gazetesini bu yıl keşfettim. Önceleri klasik, sağlam, üst düzey eğitici ama okunması zaman alan bir gazete idi.
Şimdi ideal bir yapıya kavuşma yolunda. Hem klasik, hem çağdaş ve eğitici. Gurur duyuyorum sizinle. Dedikodulara kendinizi kaptırmaz, it ürür kervan yürür diyebilecek kadar yürekli olabilirseniz ki, o çizgidesiniz, ideal yapınız tuttu, tek gazeteniz Türkiye'de.
    Türk insanına saygılı, onun zaaflarından faydalanmayı düşünmüyor, tenezzül etmiyorsunuz. Türk insanını bilinçlendirmek için çaba veriyorsunuz, ideo insanda bunun için vardır. Yani yaratılış amacı budur. Yukarda da söylemiştim, Cumhuriyet o kadar özlü ve önemli konularla dolu ki, bir gün boyu okunsa bitmiyor. Acaba bu tür yazılar dizi halinde bir kaç defada verilse, okurun ve dizinin işini kolaylaştırmaz mı? Bilmecelere gelince, ayrıntıya, kariyere çok yer veriyorsunuz, yaşayan dil daha önemli olmalı. Ekte verdiğiniz bilgileri daha uzun ömürlü ve kitaplığa ulaştırabilmek için kağıt kaliteside değişmeli. Masraf getirir ama, soysuz yanlışlarla dolu ansiklopedi vermekten daha eğitimsel ve candan olur. Saygılarımla başarılarınızın devamı dileğiyle.
E. Aydın, 24Ekim1993
CUMHURİYET GAZETESİ YAZARINA
    Geçen gün, Cumhuriyet Kitap Kulübü açılıyordu. Sesini, sözünü özlediğimiz, Ankara'dan, İstanbul 'dan çağırılanlar da vardı. Ne ki; bir sünnet düğünü karmaşası yaşandı.
    Bu bir promosyon olamazdı. Cumhuriyet bunu sevmez, okuru da, yazarı da, organizatörü de böyle düşünemezdi.
Öyleyse neden böyle oldu? sorusu akla geliyor.
    Cumhuriyet gazetesi, aydınlık geleceğe; bütün yorgunluk ve zorluğuna karşın, düşüncenin bayrağını dalgalandıran tek umudumuzdur. Cumhuriyet yazarları üstün insanlardır. Okurlar gönül adamlarıdır, en güzel layıktırlar. Ama en güzel nerede?
Bu seranomi, bir Sokrates şöleni olabilirdi. Sünnet düğününden öte...Hem de masrafsız.
    Çetin Yeğenoğlu yalnız adam değildir. En sıradanı en az benim kadar okur, onun yanında olabilirlerdi. Örneğin en kullanımlı, en söyleşi ve şölene uygun salonu; içkisi, yemeği, hizmetleriyle ben bulabilirdim. Sonra masraflar paylaştırılırdı.
Kitap kulübünün açılışı, satışı, imzalanması için de en az ören yerlerinde açılan sergiler örneği, ayaküstü uğranılabilir dış mekanlarda oluşturulabilirdi.
    Konuşma hakkımı kullandığım için, bana kırılmayacaksın, <gurk tavuğun bastığı cülük ölmez>. Beni okuduğun için teşekkürler.
E. Aydın
SEVGİLİ CAN PULAT
Bu günkü yazınızda, "ormanlarımız Allah'a emanet" diyorsunuz.
Bizim ülkemizde Allah'a emanet olmayan ne var ki?
Aman aramızda kalsın, teröristler duymasın, emin ol bir gecede Türkiye'yi yerle yersan ederler. Bereket versin henüz akıllarına gelmedi. Birisi çıksa, geceleyin veya gündüz, sık orman olan bölgelerde bir çay içimi dinlense, bir kaç saate kademeli yanabilecek bir şeyleri ormana bıraksa ve akşam evine dönse, o gece veya ertesi gün durumun nereye varacağını var hesap et!
İçtiğimiz su depoları da Allaha emanet, hepsi pestenkerani, kilitli veya kilitsiz, bekleyeni filanda yok, bırakırsın depolara arseniği veya etkili bir zehiri, seyreyle ertesi günkü gümbürtüyü.
    Bu anlattıklarımı sakın yazmaya kalkma, ikimizi birden derhal godese atarlar, "toplu kıyım için akıl üretiyor" diye.
Bereket versin insan kötü değil, bizden olduğu halde, bir takım göreceli nedenlerle bizden uzak düşmüş idarecilerde zahir çekilip gideceklerdir. Biliyorsunuz sular da aka aka durulur.
    Temizlerini beklemek düşer bizlere.
E. Aydın, 25Aralık1993
CUMHURİYET OKURLAR KULÜBÜ
    İnsan sosyal bir varlıktır. Bu varlığın oluşumu psikolojik etkileşim ve  sağlam bir iletişimle işlevini bütünleştirir. Dahası yaşam kesitindeki insanı yerini belirlemiş olur.
    Sonlu bir yaşam sürecindeyiz.
    Varlık olmak sıradandır. Solucan da bir varlıktır, doğar, yaşar, ölür.
    Sıradanlığı aşabilmek için, akılcı bir toplumsallık bilincine ulaşmamız ön koşuldur. Toplumsal bilinç, evrenseldir. Öz yaşamın anlamını, gerekliliğini belirler.
    Özlediğimiz, çağdaş yaşam; milyarlarca yıllar boyu süre gelmiş yaşanmışlığın belleğinden süzülmüştür.
    Kullandığımız, ilim, bilim, teknoloji onun somut vereleridir. Geçmişten süzülerek bize ulaşan, günümüze, geleceğimize ışık tutan!.
    Cumhuriyet devrimlerini özümsemiş veya özümsediğini duyumsayan, seçkin aydınlar topluluğu olduğumuzu, edimlerle de kanıtlamak, gelecek kuşaklara ödememiz gereken borcumuzdur.
    Kanıma göre, bir aydınlanmada öncü gazetenin şemsiyesi altında toplanmak, onu daha çok sattırmaya çalışmak, ulusal amaca doğrudan hizmet değil, sadece avuntu olacağı düşüncesindeyim
    Cumhuriyet okurları birlik olur, birlikteliği örneğin, zamanzaman beraber gezer,onuncu yıl marşını yürekten söylerlerse, psikolojik etki nedeniyle saflarımız sıklaşır, dolar, taşar. Vatandaşımız askeri gösterileri izleye izleye, düzendeki gücü öğrenir, sever.
    Zor günler yaşıyoruz, çağdaş yaşama inanmış olanların birlik ve beraberlik içinde, umar aramalarına gereksinim var.
Büyük düşünmek; farklı ve gerekliyi yakalamak için bir merkezimiz, bir salonumuz, bir yasal titrimiz olması, psikolojik etkiyi artıran, zaten var olan, aydınlanma ve aydınlatma potasiyelimizi edimler çizgisinde buluşturmayı istiyorsak eğer; bedelini de ödemeliyiz diye düşünüyorum.
    Mimarlarımız çarpık yapılanmaya karşı, birlik oluşturmuş, milyarlar ödeyerek lokal yapmış; sanatçı kadınlarımız yine çalışma salonlarımız için, olanaklarını birleştirmeye gereksinim duymuşlarsa; biz aydınlanmacılar gerilerde kalmamalıyız.!
Kulüp veya dernek oluşturmalıyız.
    İnsanca, çağdaş yaşamanın örneklerini başlatmalıyız.
    Bilimsel verelere göre, Türkiye'mizde aydınlanmış, demokrasiye yürekten inanmış insan sayısı çoğunluktadır.
Ancak bu çoğunluğun sınıfı yoktur, şemsiyesi yoktur, tüccar değildir, esnaf değildir. İşçi şemsiyesi altında da olmak istemiyor (haklı olarak).
    Öyleyse, sivil toplum örgütleri içinde, geniş yelpazeli yerimizi almamız gerekiyor. Ülkemizde görüldüğü üzere, sivil kuruluşlar; sağlam geleceği de besleyebilecek bir tabana oluşturmayı, ilk koşul olarak düşünmedikleri için, yapılan ve yapılabilecek bağışlarla yol almayı amaçlıyorlar ki, bu yol çıkmazlarla doludur.
    Birlik olarak neler yapılabilir?: Çağdaş, uygar geleceğe umutla bakabilen kişiler olarak, Cumhuriyet ilkelerini özümsemiş, sıcacık bir ortamın, vazgeçilmez müştereklerinde buluşur, konuşur, tartışır; Zaman el verdikçe de toplumsal edimlere girebiliriz.
Toplumsal Edimler:
1 Sağlık yürüyüşleri (Sabahları veya Pazar günleri)
2 Günübirlik çevre gezileri.
3 Sinema, tiyatro, opera, bale'lerin seçkin programlarını izlemek.
4 Toplumumuz içinde, insani ilişkiler, haberleşmeler. Hepimizin içten özlediğimiz, gereksinimini duyduğumuz, her türlü birliktelikler.
5 Ülkemizi ilgilendiren konularda, duyarlı bir sivil toplum olmanın seferini paylaşırız.
6 Gücümüz, olanaklarımız çizgisinde katkıların sorumluluğuna karışırız.
7 Yardımlarımızı öğrenci ve üniversite öğrencisine kazandırarak sunma olanağı buluruz.
8 Eskimiş kitapları, beyaz eşyaları toplayan, değerlendiren bir kooperatif oluşturabiliriz.
9 Ödüllü yarışmalar, (müzik, resim, satranç, tavla, masa tenisi v.s.) düzenlemek.
10 Öğretici kurslar.
11 Anma günleri, kaliteli konferanslar.
E. Aydın
SAYIN HİKMET ÇETİNKAYA
    Cumhuriyet gazetesi kuruluşundan beri yazım hayatında geleceğe açık bir karekter kazanmıştır. Böylece Türkiye'nin sağduyusunu yansıtmak onurunu da korumaktadır. Çıkar hesaplarından, modadan uzak duracaksınız, dahası akşamdan sabaha toplumların geleceğine ışık tutan özlü yazılar üreteceksiniz, maddi manevi binlerce sorunu üstleneceksiniz.. Sizler uzaydan mı geldiniz Allahaşkına..?
    Günlerden bir gün Istanbul'dayım. Aksaray 'dan Ortaklar caddesine gideceğim. Sabah altı gibi. Otobüse bindim Benden sonra dört vatandaş daha geldi. Gişeler henüz açılmamış olduğu için bilet alamamışlardı. Otobüsün kaptanı da biletleri olmadığı için onları almadı. Ben cebimde olan dört bileti verdim, bindiler. Para ödemek istediler almadım. Yerlerine oturdular, sonra bana tekrar yaklaştılar, biletin parasını ödemekte ısrar ettiler. Belkide üzerimde bozuk para olmadığı içinmidir nedir, yine kabul etmedim. Ve bundan sonra bir gün eğer biletsiz kalan birisine rasgelirseniz, O'na bilet verirsiniz ödeşmiş oluruz dedim. Yerine oturdu, yüksek sesle konuşuyorlardı. Ülen bu işin içinde bir bokluk var ya, neresinde olduğunu anlayamadım" dediler.
Ben de sizler için bunu demek istiyorum. Ama hiçbir boşluğunuzu göremediğim gibi, pırıl pırıl Atatürk ilkelerinin savunucusu ve bilimkültür öncüsüsünüz. Rüzgara karşı 63 bin baskıyla koşuyorsunuz. Üstelik kanıma göre, kırk milyonun ağzıyla konuşuyrosunuz....!
    Pazar eki için betimleme ve kısa hikayeler vermeği düşündünüz, çok çok güzel ve çağdaş. Ancak bir telefon zinciriyle tanınmış hikayecileri arayacağınıza geniş amatör kitlesine fırsat verseydiniz daha uygun olmaz mıydı derim?
    Size bir betimleme yolluyorum. Beğenirseniz kullanabilirsiniz.
    Saygılarımla. Tanrı Türk'ü korusun
E. Aydın. Emekli Resim Öğretmeni, 8Aralık1994
SEVGİLİ ÖĞRENCİM, YOL ARKADAŞIM,
YÜZAKIM, ÜLKEMİN YÜZAKI,
PROFESÖR DOSTUM, PİRİZMATİF İNCELİKLİ
TÜRKER ÖZSAYAR.
Dünümden yarınımdan güne selam!
Günün şıvgarlarına selam saygı.
Yelkenin yeni sayısını aldım, aynı zamanda şiirde tartışılmaz yetini, ustalığını da duyumsadım. Daha önce çok yönlü uç verdiğin için şiirdeki behreni yeni farkettim.
Derginin anatomisine gelince diyeceklerim var, lütfen beni duy!.
Yelken dergisinin bir karekteri olmalı.
Hiç bir zaman gazete olmamalı. Örnek: Cumhuriyet gazetesi, o kadar güçlü yazıyla dolu ki, bir gün okusam zaman yetmiyor.
Çoğunlukla yazanlarınız, konusuna hakim değil.
İnceleme ve araştırma, ne kadar kaynakçadan yola çıkarsa da, bir ana fikri olmalı. İki sözcük bir yerden alınarak sayfalar doldurulmamalı, okuyucu bıktırılmamalı.
Popüler, bölgenin rengini, kokusunu, konusunu, kültürünü okşamalı.
Yazılar zorunluk olmadıkça uzun soluklu olmamalı, içeriği aydınlatıcı olmalı.
Yelken, bir üniversite dergisi olmak istiyorsa, yavaş yavaş bilimselliğe de yer verebilmeli.
Şiirin güzelini bulduğumda, nasıl okuyacağımı en iyi ben bilirim. (Gerdeğe iki kişi girer, üç değil!)
Milliyetçilik, Shakespeare'den öğrenilmez, milliyetçilik öğrenilmez, yaşanır. Onu Ortaasyalardan beri biz iyi biliriz. Ne zaman milliyetçi, ne zaman toplumcu olunacağını da...
    Altı yüzyıl dünyayı biz idare etmedik mi? Bunu nasıl yaptık acaba!?? Örneğimiz gelecek asırların idealidir. Evet çöktük...Ama çöküşümüz erke'nin yetersizliğinden oldu. Bir de yükseklerin fırtınalı, girdaplı olduğunu düşünmek gerek, dayanamadık esintilere. Bana göre, bütün (izm)ler bizden kaynaklanan düşüncelerin yansımasıdır. Bu büyük şeyler, bizi hala yakalayamadılar! Çalkalanıp durduğumuza bakıp da, ölüyoruz, batıyoruz mu sanıyorsun Türker!??? Kesin kez hayyyır, en iyi yaşam düzenin, insanlığın muhtaç olduğu en iyiyi arıyoruz, bulacağız da!
    Sorarım size hangi ülke, şu bizim direndiğimiz çalkantılara dayanabilirdi????!
    Son sözüm, dergide Türkçe'yi çok iyi kullanalım, kullananlara da olanak tanıyalım.
    Ben bu dergiye içeriği bakımından nasıl bir yazı hazırlamam gerektiğinde, bir karara varamadım. Özür dilerim. Beni okuduğunuz için. Bizler konuşan gurubuyuz, uygulama sizlere yakışır.
    Yeni yılınızı kutlar, mutluluklar dilerim.
E. Aydın
SAYIN YİYENOĞLU
    Adana'da Cumhuriyet okurları yönlendirilmedi. Derdimden uyuz. Adana insanı; inandığı inandırıldığı bir konuda çok çok, organlaşmaya yatkındır. Gazetede kurtuluş haberlerini okurken onu baş sırada arıyorum, ama ismi bile sizin gayretinizle geçiyor, son sıralarda! Gerçi organizasyon size düşmez, ama duygulandığınız ele aldığınız izlenimini veriyorsunuz. Öyleyse yine bir gayret ediniz lütfen, şu başı çeken zatla beni bir karşılaştırınız, bir şeyler yapılsın istiyorum, türkçesi Cumhuriyet okuru olmak, böyle günlerde önemlidir. Karanlık günlerde yaşıyoruz. İşin bilincindeysek, karınca kararınca bizimde birşeyler yapmamız, boyun borcu.
    Sizden istediğim, ilgili arkadaşla beni kısa bir zamanda buluştur. Öperim.
E. Aydın, 7Aralık1996
    SAYIN ORHAN ÖZDEMİR
Yelken dergisi,yeni bir soluktur.Ben bu soluğu seviyorum. Süregenliğini kollamak için, bir şeyler yapmayı düşünüyorum. Buda yazarın tabii hakkıdır sanırım.Sizse, hep genişlemeyi hedefliyorsunuz; güzel bir şey aslında. Tabanı olmadan genişleme düşüncesi yalnız biz Türklere özgü bir hastalık olsa gerek. Oyunun kuralı, önce tabanı oluşturmaktır, dergiye renk seçmektir. Biliyorum ayakta durmakta zorlanıyorsunuz. Sesinizden böyle anlıyorum.
    Kez ve kez yazıyorum,nasıl bir yazı türü istiyorsunuz? yanıt vermiyorsunuz. Sizin seçici olmanız doğaldır, ama neyi seçeceğinizi bilmek isterim. Yazmak,helehele belli bir konuda odaklanmak zor şeydir. Bunun da bilincinde olduğunuzu bilmek isterim. Refüze olmak pek zevkli birşey değildir. Konservatif yazıları da ben yazmak istemem. Lütfen beni duyunuz, yol gösteriniz, sizi seviyor, çabanıza katkıda bulunmak istiyorum. Öperim, başarılar dilerim.
E. Aydın, 5Mart1997
SEVGİLİ TÜRKER ÖZSAYAR
    Mesajlarımı almamış olacaksın, başka türlü düşünmem olanaksız; gereği de yok. Bir dergi çıkarıyorsunuz, bin bir zorla karşı karşıyasınız. Başarmanız da gerekiyor; size o yakışır.
    Türkiye, okumayan bir ülke, onun için, seçicidir. Seçim; önce dergiyi çıkaranların güvenilirliği ki, bilgiyi çarpıtmadan, gerekli kıvamda, sunma kapasitesi önemlidir ve siz bu güvenilirlikle ortadasınız. Belki başlangıçlarda yazı ve yazar sıkıntınız vardı. Şimdi ise seçici olmak durumundasınız.
    Bu sayıda benim bir yazım var; aynı başlıkta ikinci bir yazı var.
    Biri iş içimde yetişmenin hala geçerli olacağı örneğinden, yaşantıyla sarmal, ironik bir gönderme. Ali bey'inki ise kurulu düzenin yergisi, birisinde başlık değişebilir yahut şimdilik yayımdan çıkarılabilirdi
    Bu "benim üniversitelerim" isimli yazımın, bir dizi olacağını, daha önce duyurmuştum. Kültürden etikten başlayarak, yeni yazı, ezanın türkce okunuşu, kıyafet ve anımsadığım devrimler, sonra Köy Enstitüsü olgusu gibi. Özellikle size önceden yazarak, ilgi ve bilginize sunmak istemiştim. Hayret ki yanıt vermediniz.
    Bir de şiir kritiği vardı. Gerçi o önemli değildi. Benim yazdıklarım illa da dergiye girsin demiyorum. Senin ünvanına saygılıyım ama, konu bir dergi olunca; benim, şöyle veya böyle katkım olmasını da isterim. Seni  seviyorum, dergiyi de kollamak istiyorum. Bugün ayrı ayrı üçüncü dergiyi aldım; sanırım sekreteryanın gözünden kaçıyor. Sizin üniversite  kuşağı ...
E. Aydın, 6Mart1997
BİR LİDER ARANIYOR..
SAYIN A.M.C. ŞENGÖR
    26ARAI998 c.ertesi, Bilim ve Teknik'de Eleştiri ve suçlama başlıklı yazınızı okudum
    Cumhuriyet gazetesinin yazılarında, eleştiri de ,suçlama da, açık, hedefi belli, yoğun araştırma sonucu ortaya konulmuş bilgilerle donatılmış olur. Böylece her yazıya inanır, saygı duyarız.
    Yazınızın birinci paragrafında, geçmişteki uygarlıkları suçladınız veya eleştirdiniz. Belge, bilgi vermediniz.
    Bugünkinde, Türk insanını yine eleştirdiniz veya suçladınız yine belge, bilgi vermediniz. Toplu suçlamalardan sakınmakta yarar umarım.
    Şimdi size sormak istiyorum: Bir uygarlığın uzun ömürlü olmasından neyi anlamamız gerek? Sonsuz egemenlik mi? En uzun egemenlik mi?
    Yine, bilindiğine göre, uygarlıklar da sonsuza değin yaşayamazlar. Verdiğiniz örenekler uzun ömürlü uygarlıklardılar. Aztek, İnka, Maya, Kızıl derililer. Gerçi uzam ve zamandabaşlangıçlarda neler olup bittiğini pek kestiremiyoruz, ama hala bizi şaşırtacak kadar uygardılar.
    Çin ve Osmanlı'ya gelince, uzun ömürlüydüler, uygardılar. Osmanlı ileri bir uygarlık gizini taşımasaydı, 650 sene nasıl Asya'da, Avrupa'da, Afrika 'da egemen olabilirdi.!
    Bu klısım henüz açıklığa kavuşmuş değil. Arşivlerde okyunmasını bekleyen sayısız belge  ve bilgiler yatıyor, zamanı bekliyor.
Biz, köhneleşmiş Osmanlı'nın zengin birikim ve deneyimlerinden yola çıkarak Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduk.
    Seçkin, kültürlü, üstün öncülerimiz gökten zembille inmedi. Osmalı'nın da saygın kişileriydiler.
    Bilim, duyguları, inançları dışlamaz. Dinlere de saygı duyar.
    Aslında dinlerin konusu, insanı yücelterek, topluma faydalı olmayı esas alır. Zamanlar içerisinde yorumcular çıkar için sapmalar, saptırmalar yapmış olabilir (ki bu böyle olmuştur). Bugün Türkiye'mizde yaşanan şeriat çığırtganlarının yaptığı gibi....
Türk insanı üzerindeki sanınıza, tanınıza katılamıyorum.
    Ben onları ondokuzuncu asırdan bu yana tanıyabildiğim kadarıyla uygar, özgürlük sever, katı dindar değil, ama inançlıdr. Şamanlıkta ve islamlıkta hep böyleydi.Şimdi de böyle olduğunu biliyorum
    Durum böyle belirlenince; bugünki içinde bulunduğumuz kargaşa nereden geliyor sorusu yanıt bekliyor!!
    Türkiye büyüdü, zenginleşti, kapitali birincil tuttu, okuyanlar diplomayı paraya çevirmeği öne aldı. Milli Eğitim ise bunun ayırımına varıp gereklerini yapmadı. Hep kararsız kaldı. Siyasi kadrolara ulaşanlar ülke gerçeklerini göremez, parti çıkarları adına gerçekleri konuşamaz oldular. Böylece devlet saygınlığını yitirdi. Yasalar iyi işlemez oldu. Devlet çarkı (bürokrasi) çıkarcıların adına, halkın zararına işleyerek, gelir dağılımında uçurumların oluşmasına neden oldu.
    Tarımda, sanayide, üretimde, şansını iyice yitiren Türk halkı; yanlış politikalarla tüketime esir edilen Türk halkı tanrısıyla başbaşa kaldı. Kaderciliği seçti.
    İnanılır bir lider bulamaz oldu
    Erke yozlaştı, yabancılaştı. Az gelirliyi, orta gelirliyi, sade vatandaşı yok saydı. Yok saymakta kararlı görülüyor.
    Eksiğimiz bir lider. Ama halkı candan seven bir lider.!
    Bir lider aranıyor......
E. Aydın
SAYIN HANIM PROF GAYE ERBATUR
18Mayıs1997
<Yani ondokuz mayıstan bir gün önce>
Sabahleyin Cumhuriyet'te "toplum ve medya "yı okuyordum. İlk tümce: "Türkiye, Hegel'in deyişiyle tarihsel gelişim süreci içinde diyalektik gerilimi yaşıyor. Bu gerilimin nedenlerini kişilere olaylara indirgemek ormanı bırakıp bir iki ağaç ile uğraşmaya benzer" tümcesinde gerçeklik payını düşünmeye almıştım. İç sayfalarda bölge haberlerinde bir fotoğraf ilgimi çekti. Önce geçiştirerek okudum. İlk okuduğum tümceyle bu toplantı arasında bir bağ kurdum ve tekrar bölge haberlerine döndüm.
Derinlemesine okudum. Çaba hoşuma gitti. Sonra rastlantı sonucu Prof Tuncay bey'le beraber olduk. Bana izlenceyi detaylı olarak aktardı. Sılayt konularınızdan dem vurdu. Gözlerim doldu.
Bizde iyi işler hep rasgele oluşturulmaya çalışılır. Böylece bir atımlık barut görünümü verir. Halbuki siz taa baştan itibaren konuyu plan ve programa bağlamışsınız. Genç kuşak olmanıza karşın insanı tanımışsınız. Sırasında ne büyük bir gizil güç olduğunun da bilincindesiniz.
Yılmayın. Başaracaksınız.
Biliyorumki Atatürk'ün kağnısı yolda kalmaz. En kalbi sevgi saygılarımla, kutlarım
Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar.
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar
Resim öğretmeni, E. Aydın, 18Mayıs1997
GENEL YAYIN YÖNETMENİ ORHAN ERİÇ
Cumhuriyet gazetesi okurlarından emekli Resim Öğretmeni Ethem Aydın, Adana'dan yazıyorum.
Bu denli idealist, düne, güne, geleceğe ışık tutan tek gazetenin okuru niçin aratmıyor?!!!
Düşüncesi bizleri kara kara düşündürürken, okulu kapanma tehlikesinde kalan öğrenciler gibi umar ararken, siz direksiyondakilerin,burnu kokuya alışmış, yorgun silahşörler gibi duruşunuz; doğrusu bizleri şaşırtıyor.!
Bir avuç okur, Adana Cumhuriyet gazetesi temsilciliği bürosu salonunda, enine boyuna neler yapabilir, neler yapabiliriz diye saatlerce konuşuyor, umar üretiyoruz, okulumuz kapanmasın diye.
    Türkiye genelinde, Cumhuriyet okulundan aydınlanmış, özveri sahibi kişiler, sosyal yapının bir takım gereksinimlerini karşılamak için, varsılların maddi gücünü kanalize etmeye çaba veriyorlarken; okulumuzun başındakiler; bize bu hızı veren ve gösterenler, evdeki yangını görmüyorlarsa, <ancak burunları kokuya alışmış, yorulmuşlar> denilebilir.
    Sizler bana göre, topun arkasında koşuyorsunuz, topu koşturmayı, paslaşmayı düşünmüyorsunuz.
    Ellibeşbin okurunuzla siz aslında, büyük bir güçsünüz, okurlarıyla bütünleşmeyen, meşveret yapmayan bir <gizil güç>.!!
Eğer bu yazı, üsdüzeyde gündeme gelir, okunur ve birşeyler yapmanın gerekliliğine içten inanılırsa, umar olarak biz görev üstlenmeye hazırız (yüksek düşünmek koşuluyla).
    Bayileri sıkıştırın, abone kaydedin demeyin           
    Adana, <CUMOK>'u kuramamış gözükür ama, okulunu kapanmaktan kurtarmak için; ilk özlü çaba veren, uzun uzun toplantılar yapan övülesi okurlar topluluğudur.
SaygılarSevgiler
Sivrisinek, E. Aydın, 12Aralık1997
LA GAZETTA
La Gazetta yazar çizerlerine günaydın.
Ebencet gelen gidenler gibi hoş geldiniz köhneleşmiş yıpranmış evrenimize.
Geçmişin belleğinin de sorumluluğunu yükleneceğinizin bilincinde olsaydınız (hepimiz için geçerli) seçer miydiniz veya seçer miydik bu meslekleri?
    Hemen hemen her meslek dalı; öncekilerin yanılgılarıyla (bize öyle geliyor tabi) kördüğüm olmuş, işlevini ve gerekliliğini yitirmiş viraneyi düzeltmek, insanlık ve canlılar için yararlı hale getirmek umudu yalnız biz delilerin ütopyası ve idealidir.   
Bizi büyük yapan da bu ideo'dur
    Eskilerin dediği gibi: "Mal sahibi mülk sahibi, nerde bunun ilk sahibi !, mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan"..... Okudunuzsa eyer, bu tümceyi hemen siliyorum.
    Gerçekde yaşamın bir anlamı felsefesi de var.
    Öyleyse parkura hoş geldiniz.
    Önce yıkıntıları temizleyeceğiz, sonra, şu güzel insanların uygarca yaşayabileceği, devineceği alanlar barınaklar üreteceğiz. Bu yüce işin size, siz mimarlara düştüğünün bilincinde ve sorumluluğunda mısınız? Sağlıklar için doktor ne ise, sosyal yerleşim için mimar odur. Daha da fazlasıdır.
    Eh, artık oyun belli oldu. Nasıl oynanacağını hocalarınızla tartışınız.
    Bütün üniter devletler, Türkiye'de dahil, mimarları büyük yetkilerle donatmışlar. Sizin onayınız olmadan bilhassa kentlerde bir klübe bile kurulamaz.
    Öyleyse bu çarpık yerleşimin bir suçlusu olmalı.
    Sakın siz olmayasınız.!
    Dün Mersin treninde bir arkadaş bana derginizi verdi. Seve seve okudum. Çok da yorulduğunuz belli. Ama yaşamanın da bir bedeli olmalı.
Zorluklarınızın artarak sürmesini dilerim. Pes etmek yok. Sevgiyle yaklaşırsanız, zorlar eğlence olur. Size, bir mimar dosta yazdığım özgeçmişi de yolluyorum. Belki seversiniz.
Selamlar.
E. Aydın, 6Eylül1998
SAYIN İLHAN SELÇUK
    Annem çok güzel, endamlı, bukleli, kumral saçlı, gamzeli, gülücüklü, dünya tatlısı bir hanımdı. Önemli bulduğu bir çağrıya giderken azıcık allık kullanırdı. Kalabalık aile bireylerinin dudak kenarlarında alaycı bir gülücük oluşurdu. Sanırım gittiği yerlerde de aynı bakışların etkisini duyumsardı.
    Bizler haklıydık. Annemin boyaya hiç gereksinimi yoktu. Yüzü bunu kabul etmiyordu.
    Son zamanlarda Cumhuriyet biraz biraz renk kullanmağa başladı. Ama inanır mısınız sevimsizleşti. Albenisini yitirdi gibi geliyor bana.!
    Haberiniz gerçekçi. Yorumlarınız akılcı. Araştırma ve incelemeleriniz sağlam. Karikatürleriniz çağdaş. Günboyu ilgiyle okunan, güçlü beyinlerin binbir emekle ürettiği bir tek gazetedir.
    Yine bana göre, renk, bu yayına bir katkıda bulunmuyor.
    Saygılar sevgiler
E. Aydın, 12Ekim2001
RESSAM AHMET AKATA'NIN ARDINDAN...
<Duyumsal iletidir >
Yaşam özde anlamsız, ama körü körüne inanmışlığın , süregen gerçekliğinin karanlık yüzüdür.
Düşünce;Felsefenin de katkısıyla, bu doğal gerçeğin değişmezine umar arar durur.!!..
İyi bir insaniyi bir sanatçı artık aramızda yok.!
Yunus'un gerçeğimal sahibi, mülk sahibi, nerde bunun ilk sahibi,mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan...! 
25Ekim2002 E. Aydın
CUMHURİYETİN  SÖNMEZ IŞIĞI DOST
(Editörün Notu: Bu mektup vefatından 3 hafta önce Sn Kudret Sönmez'e yazılmıştır)
    İsimsiz kahramanlar hep ilgimi çekmiştir.
    Sizler Adana'mızın gören gözü, duyan kulağı, konuşan dilisiniz. İşiniz çok çok zordur. Bu yüzden beklentilerimiz de sonsuz olacaktır.
    Genç kuşağın bir mantığı vardır: baktınız bir yerde çok işe var hiç birisini yapmayın.!!! Siz bu özellikte değilsiniz. Bu özellik ve güzelliğinize sığınarak şimdilik bir kaç konuya değineceğim:
    Cumhuriyet bayramında işyerleri ve evlerde çok az bayrak asılmıştı.
    Başta bankalar olmak üzere, marketler, yani para hareketinin çok olduğu yerlerde, para üzerlerini verirken yıpranmış paraları halka veriyorlar. Yırtık olanlar, eksik olanlar, Atatürk portrelerinde saygısızca oynanmış olanlar....
Eğer bir yerde bir eksiklik varsa, düzeltilmesini birilerinden bekliyorsak, o birileri biz olmamız düşüncesinden yola çıkrak bu yazıyı ele alıyorum
    Eğer ilgili orunlara sizin dilinizle bir alo bile, başlatmak için yeterli olacağı umusuyla yazıyorum.
    Televizyonda bir yurttaşın yaşam öyküsünü anlatmasından daha yararlı olacağını düşünüyor, ilginizi bekliyorum. Öperim kutlarım. Cumhuriyet bayramınızı kutlarım
E. Aydın, 30Ekim2002



BÖLÜM-2 KONU İNDEKSİ
Eğitsel ve felsefi Mektuplar-1 Eğitsel ve felsefi Mektuplar-2 Kendisine yazdığı mektuplar Eğitim üzerine Milliyetçilik ve Atatürkçülük üzerine Sanat üzerine Mut sevgisi-rölyef üzerine Sevgi üzerine
Kurumsal Yazışmalar Şehircilik üzerine Dost mektupları-1 Dost mektupları-2 Dost mektupları-3 Özlü sözleri Şiirleri Eserleri
Başa dön        Önceki Bölüm          Sonraki Bölüm