E. Aydın, 29Ocak1996
17.
YÜZYILDA YAŞADIĞI
SÖYLENEN KARACAOĞLAN'IN
BİR PORTRE ARAŞTIRMASI
Önce eldeki vereleri sıralayarak, akla gelen olasılıkları
yargılayarak araştırmanın açılması.
1 Karacaoğlan bir efsane miydi?
2 Bugünkü toplumda ona benzer tipler var mıdır?
3 Günümüzde, özellikle köy çeşmesi
başında oturup saz çalan, kızlara, kadınlara şiir söyleyen
bir yabancı nasıl karşılanır?
4 Geçimini yalnız saz çalarak, şiir söyleyerek mi
sağladı?
5 Amele mi idi, çiftçi mi idi, ırgat mı idi?
6 Mirasyedi mi idi, dilenci mi idi?
7 Sağlıklı veya hasta mı idi, uzun boylu veya kısa mıydı, sakatlığı var
mıydı?
8 Temiz giyimli, üstü başı bakımlı mı yoksa derviş bektaşi
aptal mı idi?
9 Hoş sohbet, karşılaştığı kişiler veya toplumlara karşı hemen
etkileyici havası mı vardı?
10 Okur yazar mı, yabancı dil biliyor muydu? Dilinde, değişinde,
zikrettiği o sonsuz değişik ülkelerde yansımadan ve
yansınmadan nasıl dolaşabildi.?
11 Sesi güzel, etkileyici mi idi?
12 Hayvanı var mıydı?
13 Güçlü, kuvvetli, bazen de zorla alan biri mi idi?
14 Beyler, ağalar, aşiret reislerinin kendisine itibar edip,
birbirlerine salık verdikleri biri mi idi?
15 Devlet düzeni içinde de bulunduğu anlaşılıyor, bu nasıl
gerçekleşmişti?
16 Saraylarda konaklarda bulunmuş muydu?
17 İletişim araçları yavaş ve eksikli olmasına karşın dünya
bilgisi bu denli nasıl özlü oluşmuştu?
18 Bize aktardığı sağlam bilgileri nerelerden, nasıl alıyordu ?
19 Askerlik yapmış mıydı? Evli miydi?
20 Doğayı ve doğa olaylarını o kadar içten gözlemleyen,
canlı cansız dünyanın incelikli ve duyumsal davranış inceliklerini
dizelere nasıl aktarmıştı? Değerini biliyor mu idi?
21 Aşkın, sevginin evrensel yapıştırıcılığına bu denli eğildiğine
göre, görevinin sonsuz değerini kim ona duyumsatmıştı?
22 Aşkın, sevginin emek verilecek değişmezliğini nasıl yakalamıştı?
E. Aydın
DÜŞÜNÜLMESİ YAPILMASI
GEREKENLER
Hepsinden önemlisi, kendine karşı
dürüst olmandır. Gece
gündüz bu doğruluğu izlersen kimseye karşı yanlış olmazsın.
Eğer istediğiniz şeyler için içtenlikle dua eder ve
isteklerinizin gerçekleştiğine inanırsanız dilekleriniz
yerine gelecektir. Bu sanki elde etmişim gibi davranırım ve elde
ederim meselesidir.
1. Kendiniz için ideal zihinsel imajı belirleyin.
2. Çaba göstermeden, yalnızca inanmak hiçbir işe
yaramaz.
3. Düşüncelerinizi kendinize saklayın.
4. Esnek olun; gerekirse plan değişikliği yapın.
5. Gözlerinizi hedeften ayırmayın, işi yarı yolda bırakmayın.
Düşündüğünüz, inandığınız ve güvenle
beklediğiniz şeye mutlaka ulaşırsınız.
Aranmadan ansızın akla gelen düşünceler
çoğunlukla en
değerli olanlardır ve bu yüzden korunmalıdırlar;
çünkü nadiiiren tekrar gelirler.
Dikkatimizi yoğunlaştırdığımız şeyi yaşarız.
Kendine güven, aklın bir kesin bir inanç
ve güvenle
büyük ve gurur verici işlerde kullanımıdır.
Düşüncelerine hakim olamayanlar kısa zaman
sonra
davranışlarına da hakim olamazlar.
Geçmiş ve gelecek yoktur; yalnızca sonsuz bir
ŞİMDİ vardır.
Sonuna dek çaba verin ve asla kuşkuya
düşmeyin;
Hiçbir şey o kadar zor değildir, araştırın yeter.
Cesaretin en korkunç düşmanı, korkunun
kendisidir, korkulan
şey değildir; içindeki korkuyu yenmeyi başarabilen insan en
büyük kahramandır.
Bir düşünce eken bir eylem biçer,
bir eylem eken bir
alışkanlık biçer.
Bir alışkanlık eken bir karakter biçer, bir
karakter eken
kaderini biçer.
Son derece huzurluyum.
Hayatımdaki iyiliğin gücüne inanıyorum.
Koşullarda hiçbir güç yok:
kişiliklerde
hiçbir güç yok: yalnızca iyilikte güç
vardır.
Şu anda içimde bulunan güce engel
olabilecek hiçbir
insan, yer, nesne, durum veya ortam yok.
Hiçbir şey bana karşı değil: hiçbir
şey beni rahatsız
edemez.
Geçmişimde olanların beni incitecek
hiçbir gücü
yok.
Şu anki düşüncelerle geleceğimi
hazırlıyorum.
Bugünü yaşıyorum, geleceğe
güveniyorum; geçmişten
hiçbir pişmanlık duymuyorum.
Tüm hayatım benim iyiliğim için el ele
verdiğine inanıyorum.
Rahatım. Huzurluyum.
E. Aydın, 17Mart1997
GELİBOLU SEFERİ
"Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken
kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve
sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan
yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen
analar! göz
yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur
içindeler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır.
Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık
bizim evlatlarımız
olmuşlardır. " diyor : ATATÜRK.!
E. Aydın
BAŞLIKSIZ
Bizim insanımız hep öyküler üretir,
şiirler düzer,
öykülerle yatar, şiirlerle kalkar. Ondan neden belediye
otobüslerinde taşınan insanlarımız değil öykülerimizdir.
Çisentili bir gün,
Eminönü'nden Sarıyer'e giden
çift salonlu otobüs zınk diye dolu. Hareket edildi.
Duraklardan yeni binenler oluyor, kaptan; ortaları
üçleyelim diyor. İki ayağı yere basanlar tek ayak
üzeri yaklaşıyorlar. Aynı zamanda arkadan ve önden, sıkışalım
arkadaşlar diyor, Beşiktaş önlerinde birkaç kişi daha
otobüse biniyor. Yine arkalardan gür bir ses,
cüzdanlarınıza sahip olun buyruğunu veriyor. Herkes para koyduğu
yerleri yokluyor.
Ortaköy geçiliyor, inenlerde oluyor.
Yeniköy durağında
bir hanım, Eyvah! cüzdanım yok diye figan ediyor. Bu ünlem
otobüste şok yaratıyor. Herkes eksiksiz cüzdanım, para
çantam korosuna katılıyor. Kaptan oralı değil. Bereket versin
yedek biletler, dönüşü kolaylaştırıyor. Ertesi
günler, yeni olaylara gebe, organize aşırma sistemi eksiksiz
sürer gider.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ellili yıllara kadar
seçilmişlerle, atanmışlar halka hizmete yarış halinde olurlardı.
Vali (bir ilde hükümeti temsil eden, onun yetkilerini
kullanan, yetkili yönetim görevlisi), belediyeler,
üyeler, başkanlar, yerleşik birimin gereksinimlerine hizmete
soyunmuş seçilmiş kişilerdir. Bir yerde, vali, belediye başkanı,
kaymakam elele verdikleri zaman ki böyle olması gerekir,
çözümlemeyecek sorun bulunmazdı. Neler olmuşsa oldu
şimdileri, bu yetke sahipleri, makamlarını hiçbir koşulda
dolduramıyorlar. İl sayısı ne kadar artarsa artsın, nüfus
patlaması bir yandan, yetkisiz olma istencesi bir yandan
sürüp gidiyor.
İnsanlar mı küçüldü?
E. Aydın
BERABERLİKTEN KUVVET DOĞAR
İNSAN SOSYAL BİR VARLIKTIR
1 Biz burada niçin varız?
2 Amacımız nedir?
3 Bizi birlikte kılan güç ne olmalıdır?
Bu birlikteliğin amacı, ideal bir ereğe dönük çağdaş,
bilimsel, faydacı olmalı.
OLASILIKLAR:
1 Regriatif, güncel konuların irdelenmesi
2 Bireysel sorunların üleşilmesi, deşarj.
3 Bilgilenme, ilgilenme değişimi
4 Yapıt okunarak, eleştirel konuşmalar
5 Edim olarak, sanatsal etkinlikler; Şiir, resim, el işleri
6 Sabah yürüyüşleri, çevre gezileri, birlikte
arifane, yemek yenilmesi.
7 Sinema, tiyatro, bale, dinletilere gitme
8 Günlerin rutin bir düzeliğini zorlamak, bireyin varlığını
öne çıkararak, yaşamışlığı duyumsamak.
9 Kısıtlı bilgilerimizin veya yanılgılarımızın labirentlerinde
bocalayarak, Amerika'yı tekrar keşfetme yerine, uzman gönül
dostlarını konuk ederek, aydınlanmayı sürdürmek.
10 Pigpong, satranç, dama, tavla turnuvaları düzenlemek
toplumsallık.
Toplumumuza katkı için birşeyler yapmalıyız Bunun için
ayrıca organlaşmalıyız.
Birlikteliğimizin, yakın ve uzun vadede amaçlarını belirleme,
bir isim altında sunmalıyız. v.s.
İletişim, söz ve yazıyla doğru orantılı olarak
güçlenir. Dil, yazı ile olgunlaşır.
E. Aydın
BAŞLIKSIZ
İnsan önce işaretlerle anlaştı, sonra dili buldu ve sonra yazıyı.
Bu ögeler insanın olmazsa olmazlarıdır.
Bilim ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin iletişim sözle ve
yazıyla kalacaktır. Bundan neden konuşmak ve yazmak sonsuza değin
iletişim aracı olarak kalacaktır.
Sizler (*), (*), (*) , çağdaş yaşama talipseniz eğer, elinize
geçen her fırsatta yazmak okumak konuşmak fırsatları
yaratmalısınız. Yoksa çağdışı kalırsınız.
İnsanın dindar olması iyi birşey ama aile boyu namaz kılan fotoğraf
çektirmek iyi olmadığı gibi günahtır.
Çünkü ibadet teşhir etmek, kullanmak anlamına gelir.
Dini ancak dinsizler, yobazlar, ticaret için kullanırlar. İbadet
gizlidir. Kişinin inançları ile ilgilidir. Muhteremdir.
Yazmamanıza
Okumamanıza
Yapmacık dindarlığınıza
Çağın gerçeklerini yanlış yorumlanıza
karşıyım. Bana mektup yazın demiyorum. Bir çok kez
söylemiştim sonuç vermedi. Vazgeçtim. Ama kalemle
kağıt hep var olacaktır. Kullanmazsanız sıradan olursunuz: doğdu,
yaşadı, öldü !!!!
Bu tümceleri kağıda dizen kişi otuz sene Türkiye Cumhuriyeti
okullarında öğretmenlik yapmış birisidir. Deneyimlerin bana
öğrettiklerini istiyorumki alt kuşaklarıma aktarayım.
E. Aydın
BAŞLIKSIZ
Alman Erhard Dr. Ludwig 1949 yılında başbakanlığa çağırıldı.
Dünya savaşından eli ayağı bağlı çıkan Türkiye 16
Ekim'de kabinesini kurdu.
Nerde o eski liderler?
Ülkemiz seçime gidiyor. Kurulacak hükümete aday
olan partiler konuşuyor. Konuşmalar yalın, yalçın, anlaşılır,
inandırıcı ve geleceğimizi kapsayan bir söz söylemiyorlar.
Yıllardır birikmiş sıkıntıları, ülkenin içinde bulunduğu
çıkmazları, nasıl düzelteceklerini ya bilmiyorlar yahutta
söyleyemiyorlar. Biz gelirsek her sorunu çözeceğiz
diyebiliyorlar.
Bu söylemler demokrasilerde hamasi sayılır.
Seçmene kesin projeler sunmak gerekir.
Dr. Ludwig Erhard, korkunç Alman gibi.
E. Aydın, 7Eylül1996
BAŞLIKSIZ
Büroda yine canım sıkılıyor. İnsanların
yapmacık şekilde
birbirlerine gülmeleri daha sonrada arkalarını dönerek
yüz ifadeleriyle etraflarına nefret kusmalarını görmek,
inanılmaz derecede üzüyor beni. Ne kadar görmemeyede
çalışsam da olmuyor. Görmemi engellemek için iki
çare var. Ya gözlerimi kapatacağım, ya da başka şeyleri
düşünerek kendimce hayal düyası oluşturup o
dünyayla transa geçeceğim. İki çözüm
yoluda umutsuz. Ne gözlerimi kapatarak kendimi kandırma oyunu
oynayacak, nede hayal dünyasında yaşayacak kadar vaktim var.
"Oturmak ve olaylara tepkisiz kalmak kolay olan" diyorum kendime,
"Bu bana göre değil. Kendim neysede burda böyle
oturarak Kübra'ya yazık ediyorum" der demez:
Hemen çantamı topluyor, zaman boşa gitmesin
diyede
kendimce günün değerlendirmesini yapıyorum.
Sonuç pozitif. Ufak tefek bikaç şey öğrenmişim.
Polyannacılık oyununa başlıyor, doyumsuz olduğum
öğrentilerime bana yeter şimdilik diyorum. Gün
değerlendirmeside; karşıma arkadaşım Aykut; düşünceleriyle,
kişiliğiyle, tavır ve hareketleriyle bilinçli kişiyi
tanımlamasını bilen herkesten tam not alan arkadaşım
çıkıyor. Onun artık üniversiteli olduğunu bilmek
üzerimdeki stresi atmama ve yüzümde hafif bir
tebessüm oluşmasına yetiyor. Mutlu oluyorum Aykut adına
seviniyorum.
O sevinçle yetkili mercilerden gerekli
izinlerimi alıp kendimi
dışarı atıyorum. Hızla açtığım kapıda oluşan aralıktan seni
göruyorum. İyi adam düşüncenin üstüne gelirmiş
diyorum. Gülüşlerimi çoğaltıp seni bekliyorum kapıda.
Sevincini paylaşıp, tebrik etmek istiyorum seni. İsteklerim kısmen
gerçekleşiyor. Seni tebrik ediyor, iyi dileklerimi dile
getiriyorum. Fakat paylaşmayı beklediğim mutluluktan, sevinçten
eser göremiyorum. Biraz daha sohbet ettikten sonra sen
büronun, bende sana çaktırmadan gizlice aldığım
sıkıntılarla evin yolunu tutuyorum.
Sıkıntılı olduğunu kendine kabul ettirmiş olman ve
Polyannacılık
oyununu (belkide insanın kendini kandırması olarak
nitelendirdiğin ama gerçekte insanın hayata boyun eğmesini
önleyen ve acımasızlıklara karşı yüreklendirerek dimdik
ayakta kalmasını sağlayan kimine göre aptallık bana göreyse
matıklılığın ta kendisi olan oyunu) gerekli yerlerde kullanmaman
canımı sıkıyor. Düşüncelere dalıyor, o
dalgınlıkla da otobüse biniyorum. İçerisi yapış yapış
insan kokuyor. Havadar olsun diye şoförün yanında ters
yöndeki bölüme oturuyor, paramı ödüyor ve
düşünmeye devam ediyorum. Belkide senin içindekinin
iki katı bir sıkıntı oluşuyor içimde. Şoför amcanın aniden
firen yapmasıyla irkiliyor, bir an için düşünmeyi
bırakıyor ve pencereden dışarı bakıyorum.
Ters yönde oturuyor olduğum için tekrar
hızlanmaya başlayan
otobüste herşeyi geçtikten sonra
gördüğümü fark ediyorum. Tıpkı yaşam gibi.
Sonuçları yaşarken bile göremiyoruz, ancak yaşadıktan sonra
görebiliyor ve iyi yada kötü olarak
değerlendirebiliyoruz. Gözlerimi kapatıyor ve sana kızıyorum.
Elbetteki elinden geleni yaparak, acı çekmek
senin hakkın ama
lütfen; herkesin gıpta ederek baktığı ve geleceğin
yükünü çoktan sırtlamış, bu günün değil
geleceğin adamı olan Aykut'a böyle davranmamalısın.
Bu günün olmayan sıkıntıları kafanda
tasarlayıp, kendince
tahminler yaparak morallini bozması ve tahminlerle yola çıkarak
olayları değerlendirmesi gereken en son kişi olduğunu bilmen ve her
zaman mutlu olmayı hakettiğini unutmaman dileğiyle.
Hoşça, dostça ve mutlu kal. lütfen yarının
adamı olan Aykut'a iyi
bak!!!
E. Aydın, 2Ağustos1996
SUYA DEYİNTİ
Bizim bu mekanda birçok değişiklik yaptım.
Galerinin hemen hemen
yarısına ulaşan bir duvar, ördüm, karşı duvarlara boydan boya
kapaklı dolaplar yaptırdım, içlerine, çevredeki
vazgeçilmez kıvır zıvırı doldurmak için, ama meğer
bütün yapımız kıvır zıvırmış, bir türlü
sığdıramadım. Bana öyle geliyor ki, herşey yine eskisi gibi
ortalıkta dolaşıyor. Bir yerde dağınıklık karakterimiz olmuş.
Denebilir ki, sadece sarf etmek için sarf
edilmiş bunca
paracıklar. Birkaç öğrencim var. Onları da pek istemiyorum
ama başladım bir kere. Ben resim yapamıyorum, yapsam da iştahsızım.
Şefik Bey, Tuncay Bey ve daha birkaç arkadaş, zaman zaman
geliyorlar ve sohbet kaynatıyoruz. Konuşmaları bilimsel oluyor ve
yararlanıyorum.
Dün Mersin'de, üç sergi
açılışı vardı, oraya
gittim, eski öğrencilerimle buluştuk. Mersin bu yönden,
galiba Adana'dan daha ilgili ve verimli, izleyiciler çoktu.
Burada da Neşet Günal'ın sergisi oldu. 15 Ocak da Bedri Rahmi
Sergisi geliyormuş. O adamı ben hep severim, halka dönük bir
çalışma düzeni var. Sırası gelmişken söyleyeyim, Şefik
Bey ve hanımı, sizin ilginizden çok memnunlar. Burada havalar
biraz meyhoşu, ama sabahları aksatmadan bir saat kadar
yürümeme mani değil. Saat altılar gibi Demir
Köprü'ye, oradan Eski Baraj üzeri dönüp
geliyor, kahvaltımı edip, çeşitli çalışmaya koyuluyorum.
Başta günlük gazeteler, Gün ve Cumhuriyet gazetelerini
izlerim. Gün fena değil, haberleri tazecik ve
gerçekçi oluyor. Akşam saatleri ise, bir gelip giden
yoksa, belli olduğu gibi, daktiloya oturuyorum. Füsun Adana'daki
özel okuldan ayrıldı, Ankara'ya taşındı, Berrin İngiltere'de
okuyor, zaman zaman yazıyor, Asuman İstanbul 'da çalışıyor, ara
sıra uğruyor, Adil ise evlendi, iki çocuğu var, butik işi
yapıyor.
Burada, tezgahta, çizgi değişiyor, motifler ve renkler değişiyor
ama kumaşlar hala top top dokunuyor.
Buralarda, elinde birkaç poşet biriken hemen
herkes sergi açıyor, trafik biraz da karışıyor. Biz izleyiciler
de, oradan oraya koşturmaya mahkumuz. Ayın on beşi, sıkışık bir trafik
yine var.
Biraz önce telefon ettiğimde, daha önceki
mektuplar okundu mu, okunmadı mı öğrenmek istemiştim.
Bütün çeşitli olanların yanında, bir de mektupla taciz
etmiş olmayayım, yazıyı burada kesiyorum. Öperim.
E. Aydın, 11Ocak1993
YEŞİLDE NE ARAR DA BULAMAZ İNSANOĞLU.
Sevgiyle sarılmış insanlardan uzak dururum. Sıraya
da girmem. Sevgiyi
içimde yoğunlaştırırım gerekirde kullanmak üzere.
Ben hep birebir seçerim. Öğretmen olmama karşın!
Konuşurken, yazarken, kendimi karşımdakinin yerine
korum. Öylece
alternatifler üretir, seçeneklere açılırım. Bir
başkası olarak çokca konuştuğum ondandır.
Canavarları severim. Onlardan çok şey
öğrenmişimdir. Van
gibi, Mehmet gibi, Yeşil gibi ve diğerleri.
Mesleğim gereği, insanları severim. Geleceğe açık insanları.!!
Çünki ben yarınları düşler,
yarınlarda yaşarım.
Dün ve gün sıradandır, koklanmış çiçek gibidir.
Beni anımsadığınıza sevindim.
Yeni yeni yıllara iyi yolculuklar Selami...
Öperim
E. Aydın, 30Aralık1998
SEVGİLİ VE SAYIN BAŞKANA
BAYRAM TEBRİKİ
Demokrat parti günlerindeyiz.... Ethem Aydın,
Mersin Lisesi'nde
resim öğretmeni... Eniştem Rıza Özcan, meclis üyesi
olarak Mersin'de oturuyor.
Mersin limanının temelleri atılırken sık sık Refik
Koraltan Mersin'e
geliyor. Enişteyle sıkıfıkı...
Bir gün Koraltan enişteye bir sır açar.
İsviçre'li
sevgilisiyle cinsel ilişkide sıkıntı varmış. Mersin Aslanköy
dağlarında derde deva bir ot duymuş. Onu nasıl elde edebileceğini
sormuş.
Düşünmüşler..... Benim daha önce
Düziçi
Köy Enstitüsünde bulunduğum, orada çok sayıda
öğretmen yetiştirdiğim, köyün sevgilisi olduğum
konuşulmuş. Beni bu konuda görevlendirmeyi
düşünmüşler.
Enişte birgün beni bir köşeye çekerek meseleyi
dolambaçlı yollardan, ıkınasıkıla anlattı. Bilirsin
işgüzarfadimelik benim yapımda var. Kabul ettim.
Program: Aslanköy müftüsü
Demokrat parti
sempatizanıdır. Ben, iki torununu okuttum, dostumdur. Gece olunca Refik
Koraltan ile köye gideceğiz. Müftüye musafir olacağız,
durumu tıbbi bahanelerle açacağız. O da, dağa ağzı sıkı bir
köylü yollayıp, adamotu'nu getirtecek. Yine gece, sabaha
doğru Mersin'e döneceğiz.
Program anlatıldığı gibi gerçekleşti. Gidiş
ve dönüşte
İnönü'yü kastederek: "Sen şu sağırda ne buldun ki hala
O'nu seversin? Halk partisi görüyorsun silindi gitti. Hala
akıllanmadınız mı?" dedi.
İki gün sonra (veya ikinci bir gelişinde)
limanın açılış
töreninde iğne atsan yere düşmez bir kalabalık..... Koraltan
halkı coşturuyor...... coşturuyor.... Herkes türlü methiyeler
düzüp, bağırıyor.... Ethem farklı bağırmasa olur mu...?
"limanımızı yaparsanız buraya heykelinizi ben yapacak ve dikeceğim"
dedim. Mesaj kulağına dolaylı ulaşmış. Enişte anlatıyor: "bu
çocuğu ikna et, partiye sok, üstünü bana bırak"
demiş.
Birkaç yıl sonraydı... Trenle Istanbul'dan
geliyorum....
Ankara'yı geçtik. Konya ovası.... Toros 'lara kadar yeşilden
yoksun... Acaba birşey yapılamaz mı? diye
düşünüyordum... Bende domuzluk bitmez. Mersin'e
gelirgelmez Menderes'e deli işi bir mektup salladım. Göksu yatağı
için önerdiğim gibi, Mut'ta turizm havacılığını
düşlediğim gibi, mantık ölçülerinden kısmen
yoksun, ama vurucu ve uzun bir doğaçlama yazdıktan, bu ovaların
dağların bir Menderes'e rağmen hala yeşilden yoksun oluşunu kınadıktanm
sonra sonra, elime fırsat geçse, yetki verilse, çok az
masrafla, yeşil olur bu sarı dağlar dedim. "Asırlar boyu ataların
suçluluğunu silerdim" diyerek, saygılar sunarak mektubu zata
özel postaladım. Olsun.... aslında hayaller gerçeklerin
yaramaz çocuklarıdır...
Bu garip vatandaşın, sivri öğretmenin, mektubu kurucular arasında
Refik Koraltan'ın bulunduğu bir ortamda okunmuş olacakki, Tarım
Bakanlığı'nı ayağa kaldırdı. Müdürler geldi, genel
müdürler geldi. Projemi istiyorlar.....
Olmayan proje nasıl verilir?
İlgi hoşuma gittiği için sustum. Bu işin
benim takibimle
gerçekleşebileceğini anlatmaya çalıştım. Kendilerini
dışladığım izlenimine vardılar sanıyorum. İlgi tavsadı.
Sonraki bir Koraltan karşılaşmamızda "seni Ankara'ya
istiyoruz, arın ve
Cumhuriyet Halk Partisi'ni suçlayan bir dilekçeni bana
yolla'" dedi.
Şimdi, bana soracakları tutar... projen neydi? diye..
Çok basit. Birkaç ton akasya tohumunu
birkaç
helikopter filosuyla mevsiminde, kuş uçmaz, kervan geçmez
boşluklara serpmek. Bu birinci etaptı. İki ve
üçüncüsü de ayrıca vardı.
E. Aydın, 29Ocak1998
BAŞLIKSIZ
Şu derbeder görünüşlü Aydın
Sanatevi, sevgilerim,
sevgililerimle tıka basa dolu. Duvarlardan durdurulmuş zamanlardan
anılar. Şövalyelerde bilmem hangi baş yapıtın ilk izleri.
Zamanlara direnme gücünü hala koruyan
vantilatörüm. Artı zamanlarımda karanlık oda başında
sabahladığım agrandizör. Miniklerin oturduğu öğrenci
tabureleri. Modellik etmiş alçı ve çamur kırıntıları.
Kırk yılda bir gerekecek olan avadanlıklarım. Üzerinde boyaların
kuruduğu paletim.
Dışardan bana iletişi sağlayan bilge dostlarımın
oturduğu
sandalyelerim. Zaman zaman da olsa sesini duyduğum radyom.
Doyumsuz alolar beklentisiyle yanında oturduğum telefon. Sabah
loşluklarında binbir çelişik ama yüksek duygularla
bahçelerden çaldığım güller. Yaprak yaprak, benek
benek, renk renk, beni bana söylerler sessizce. Raflarda
kitaplarım. Her gün yenilenen ve çoğalan belleğim.
Düşünüler arasında mavi beyaz uçuşan sigara
dumanlarım. Kül tablasında sayısal çokluğa ulaşan
izmaritlerim. Dosya dosya yazdıklarım, odalara sığmayan yazamadıklarım.
Her dem harekete hazır daktilomun şariyosu. Bir Nasrettin kapısından
sonra başlayan duyumlar dünyası. Geceler boyu, bana sevgi
sıcaklığını tattıran, konuşa konuşa, sevişe sevişe sevmenin, dokunmanın
gizemini yaşadığım yatak.
Ağızdan ağıza aktararak yudumladığımız nektar,
çukulatalı
sevişmeler, değişmeler. Sıradan örneklerden, yaşanmışlıklardan
kurtarılmış, balonlar dolu zamanlarımız. Gecenin bilmem hangi deminde,
yazanın da yazılanın da bir türlü hatırlayamadığı uzay mor
ötesi zaman sonsuza eğri, ilahi tınılı. Savruluyor koyu, ipeksi
saçlar esimde ebem kuşağı. Güçlü iki yürek
pompalıyor seviyi sonsuzluğa. Ak soluğun rüzgar. Deniz dalgalı,
kayık yalpa zaman uzayda özgür, kayıkta biz insana doğru,
yağmur çisem çisem,toprağıma taşıma, çisemde sen
nergiz kokusu, bulutlardayım (yahutta mitlerdeyim). İçten
içe çoğalıyorum, pınarlarcasına.. Kaynağım sen...
Dışardan sarılmış, içimde gelgitler, kıyılarım sen.
Köpüklü dalgalar kıyıda açılır, soluğu sen. Ben
çoğalıyorum seninle, azalıyorum sensiz.
Devamı uzun.....
Hele hele uzun beklentilerden sonra, beklenmeyen bir zamanda kapımda
gözüken kardelenim. Burayı seninle daha çok seviyor,
özlüyorum.
E. Aydın
BÖLÜM-2
KONU İNDEKSİ